Mevleviliği Harcadık Gitti…

mezar-tasi.jpg(Arşiv’den)

Teokratik Osmanlı Devleti’nin sivil kuruluşları  arasına koyarak dörtyüzelli yıl sinesinde barındırıp geliştirdiği Mevlevi Tarikatını Laik Cumhuriyet’in ilk bürokrat kadrosu bozuk para gibi harcadı. Modası geçmiş eski ve yıkık Tarikatı, yeni ve dinamik  düzen zaten sırtında taşıyamazdı, ama hiç olmazsa o çağda henüz yaşamaya devam eden ve asırlarca bu Tarikat tarafından korunmuş bazı kültür kalıntılarına değer verilemez miydi ?

Otuzlu yılların  ortalarında İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda kurulan bir ilim heyeti,  o zamana kadar eski meşk geleneğiyle usta-çırak arasında kulaktan kulağa süregelen altı yüz yıllık Mevlevi Müziği repertuarını yazıya geçirdi. Devrin  tanınmış Müzikoloğu Rauf Yekta’nın başkanlığında bu Heyet,  son devir Türk Musikisi’nin büyük üstadı  Eyyüb  Bahariye Mevlevihanesi’ nde yetişmiş Zekai Dede’ nin oğlu bestakar- kudümzenbaşı Zekaizade Ahmet İrsoy’un bir ömür boyu hafızasında tuttuğu pek çok Mevlevi Kompozisyonunu,  teknik değimiyle Mevlevi Ayini’ni Batı notasiyle tesbit edip yayınladı.

Usta belleğinde veya kısmen eski Hamparsum notalarında yer alan ve altı asrın birikimi olan bu eserler, Dünya müzik hazinesinin malı oldu. Eski Mevlevi Kültür mirasımızdan bu güne kalabilen değerler üzerinde en ciddi çalışma budur. Hâlâ aynı notalar kullanılıyor.

Eski Ayin’lerin yeni notalarla tesbit edildiği yıllarda kimse bunların bir gün yeniden çalınıp okunacağına inanmıyordu  zira Dergahları kapayan siyasal güç o sırada bunların ne müziğini, ne şiirini, ne  de ilerde insanoğlu’na  yarayabilecek  taraflarını düşünecek halde değildi. Dolayısıyle Müzikologlar  bilimsel ve tarihsel bir tesbit yaptılar ve işin ötesini  ilerki yıllara ve gelecek nesillere bıraktılar.

raufyekta.jpgElli’li yıllarda Türkiye’de rejim değişikliği  oldu. Yeni bir siyasal kadro iş başına  geçti. Toplum  ve Devlet değişimini tamamlamış, ortalığa kısmi bir liberalizm çıkmştı. İşlerin biraz  daha genişlediğini farkeden eski Bilimsel Kurul  üyelerinin o gün  hayatta olan öğrencileri yirmi yıl sonra bir araya geldiler. Rauf Yekta Bey’in öğrencisi rahmetli Sadeddin Heper ve Galata Mevlevihanesi son neyzenbaşısı Emin Yazıcı’nın öğrencisi Halil Can bu kişilerin başını çekiyordu. Bu değerli Hey’et, Siyasal iktidarın yeni sahiplerine eski Mevlevi Ayinlerinin çalınıp söylenebileceğini hatta ayinin vazgeçilmez elemanı  olan Sema’ın  dahi yapılabileceğini, bunun bir  Geri Dönüş veya Karşı İhtilal olmadığını, masum bir  koruma olduğunu anlatabildiler. Ayrıca Hükümet bu işi turistlere göstermenin yararlı olacağını anlamıştı.

galata1.jpgKonya Mevlânâ İhtifali böylece doğdu. İhtifal ilk yıllarda vazgeçilmez biçimde eski Mevlevi Ailelerin etkisindeydi, sonradan Turizm öne geçti. Geleneğin muhteşem gücünü taşıyan ailelerin değerli üyeleri bir bir bu dünyadan çekildikçe meydan kahvelerde ve halıcı dükkanlarında turistler için yarım çark fırıldak gibi dönenlere kaldı.

Konya Mevlana İhtifali’nin ilk yıllarında yüzyıllar boyu gelişmiş Mevlevi Ayini’nin nasıl yapılacağını  bilenler hayattaydı. Ayin’in sadece müzik olmadığını, duygu, düşünce şiir ve sayısız sembolle donatılmış bir anlayış ve anlatım  aracı olduğunu o kişiler bilirlerdi. Bir ömür boyu görmüş,  anlamış ve yaşamışlardı. Vaktiyle İstanbul’da yer almış beş Mevlevihane’nin en büyüğü olan ve Hammamizade İsmail Dede Efendi’nin yetiştiği Yenikapı Mevlevihanesi’nin son şeyhi Abdülbaki Efendi’nin iki oğlu Gavsi ve Resuhi Baykara efendiler bu ihtifalin kurucuları arasındaydılar. On iki yaşındayken aynı Mevlevihane’ de sema çıkartan ve daha sonra Semazenbaşı ve tüm semazenlerin hocası olacak olan merhum Ahmet Bican Kasaboğlu’ da aynı kadrodaydı.

Yeryüzünde Mevlevi Ayini’nin bir benzeri daha yoktur. Tarihi görevini tamamlamış  bir tarikatın ifade aracı olan bu  Mistik Tören bu yörenin insanları tarafından geliştirilmiş, Osmanlı tesir sahası içinde Macar ovalarından Basra körfezine, Kırım’dan Girit ve Kahire’ye  ladar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Derin ruhsal ihtiyaçlara dayalı kategorik bir algılama ve aktarmanın muhteşem ritüeli ve kısa yoludur.

kata.jpgMevlevi Ayini’ne yakın iki olay yine dini- kültürel  temelli Hint Katakali ve Endonezya merkezli Uzakdoğu Ramayana danslarıdır, farklı bir insan ve kültür dairesinin ürünüdür.

Mevlevilik eskiden bir tarikat ve bir yaşam biçimiydi. Şimdi bir Tekliftir. İlhamını on üçüncü yüzyılda Anadolu’da yaşamış Mevlânâ Celaleddin Rumî’den almış olmakla birlikte  Kamu Nizamı  adına bazı noktalarda ondan ayrılmıştı.

Tarikat tarih oldu ama Mevlânâ  yaşıyor.
Mevlevi Ayini de öyle…
Acaba diyorum gelecekteki insanlara yarar mı ?
(Arşiv’den)

Bu yazı Dervish kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • üsküdar,lı mithat

    ÇOK ESKİLERDE SOHBETLERDE ,CENEBIMEVLA,NIN SON EVLİYAM ÖĞLEN GÖÇSE KIYAMETİ İKİNDİYE KOMAM DEDİĞİNİ DUYMUŞ İNANMIŞTIM .HALA SON NEYZEN,SON SEMAZEN,’SON KUDÜMZEN’GÖNÜLLERDEKİ SON POSTNİŞİN GÖÇMEDİKÇE MEVLEVİLİK SIRLANMAZ İNANCINDAYIM RABBİM VAADİNDEN ASLA DÖNMEZ. EVVEL GİDENLERİN DEMİNE HUUUUU.