Malya Ovası katliamı

baba-ilyas.jpg

Not: 26 aralık pazar günü “Haber Türk” gazetesinin “tarih eki” için hazırlayıp gönderdiğim bu makale yayınlanmamıştır. Burada arzediyorum:

“On üçüncü yüzyıl Anadolu’sunda Ortaçağ’ın en büyük katliamlarından biri yaşandı. Bu yürekler acısı olayda, bölgede egemen olan yabancı destekli Anadolu Selçuklu ordusu çoluk çocuk kendi halkını kılıçtan geçirdi. Anadolu bu ızdırabı bu güne kadar, asırlarca yaşadı.

Konya merkezli Anadolu Selçuklu Devleti, On üçüncü yüzyılda, oldukça zor günler geçiriyordu. Ülke Asya’dan devamlı akan göçerlerle daha önce burada yurt tutmuş ırkdaşları arasında sonu gelmeyen kavgalara sahne oluyordu.

selcuklukartaliikonikselcuklukartalikonya.jpgSelçuk devleti aynen daha sonra Osmanlı’ların yaptığı gibi halkın vergilerini birtakım kişilere satıyor, onlar da devlete ödedikleri paraları  birkaç misline katlayarak halktan geri almaya çaba harcıyorlardı. Beş asır sonra Osmanlı’nın da sonunu hazırlayan bu ilkel sistem,  o çağda Anadolu Selçuklu devletinin başına bela olmuştu.

Bu yolla büyük servet toplayan feodal beyler ve Saray halkı zaman zaman kalabalıkların gözüne girmek için İslami şartlarla yol su, köprü, cami medrese vakfediyor ama bu kişisel hizmetler yaygın bir “Devlet Politikası” olmaktan uzak kalıyordu.

Yarımadaya göçen Türkmen Alevi gruplar Ortaasya gelenek ve göreneklerini yeni vatanlarına taşımışlar ve burada olağanüstü bir gelişme sağlamışlardı. Kapalı ekonomik çevrelerde o günün basit ihtiyaçlarını mükemmel biçimde karşılıyorlar, sosyal bir ahenk içinde yeni bir toplumun temellerini atıyorlardı. Ne var ki iş bu kadar basit değildi.

“Satılık vergi sistemi” düzeni günden güne bozdu. Halk gittikçe fakirleşmeye başladı. Aileler dağıldı, gelenek yürümez oldu, toplumda bağlar gevşemeye yüz tuttu. Halk ile devletin arası açıldı. Adalet ve güvenlik kalmadı, Kimse kimseden hakkını alamaz oldu. “Bizzat ihkakı hak” zuhur etti.

Devlet erki giderek kayboluyordu.. Halk şehirlerde dehşet içinde kaldı.  İdareden ümit kesen insanlar, belirli gruplarla, sözüne güvenilir kimselerin etrafında kümelenmeye başladılar. Bir fitne” çıkacağı belliydi. Ve fitne 1250 yılının ilk baharında tüm şiddeti ile toplumun üzerine çöktü.

hurufi_2.jpgErdoğan çınar isimli bir Alevi araştırmacı bu “felaketi” ve olayların sonunda Hacı Bektaş Veli’nin ortaya çıkışı ve Bektaşi geleneğinin doğuşunu etraflı biçimde şöyle anlatıyor:

1240 senesi, Anadolu Alevi’lerinin son bin yıl içinde yaşadıkları en talihsiz ve en uğursuz yıl oldu. O yılın ikinci yarısında Aleviler, Konya Sarayı’nın beklenmedik ihaneti ile sarsıldılar. Selçuklu Sultanı II. Keyhüsrev’in adamları, Amasya’da yaşayan Alevi mürşidi Baba İlyas’ın hayatına kastettiler. Ortada hiç bir sebep yoktu. Gül yüzlü Mürşit Amasya Kalesi’ne sığınarak hayatını kurtardı. Mürşidin tehlikede olduğu haberi çabuk yayıldı. Anadolu tek bir vücut oldu kalktı yürüdü. Dedeler, babalar, dervişler, muhipler, talipler; ocaklarını, tekkelerini, dergahlarını geride bırakarak tez elden Amasya’ya, mürşitlerine doğru yola koyuldular.

Olağanüstü bir yürüyüştü. Yollar insan kaynıyordu. Anadolu bir sel olmuş Amasya’ya doğru çağlıyordu. Yollara dökülmüş büyük kalabalıklar engel ve sınır tanımadan pirlerine doğru akıp gidiyorlardı. Önlerine çıkan Selçuklu ordularını önce Samsat’da, Adıyaman-Gerger’de, Kahta’da, sonra Malatya’da, Elbistan’da ve Sivas’da peş peşe, defalarca bozguna uğrattılar.

malya-ovasi.jpeg Malya Ovası

Amasya önlerine geldiklerinde kara haberi duydular: Baba İlyas, güzel dost, ulu mürşit; Hıristiyan aristokratları tarafından pusuya düşürülmüş ve boğularak öldürülmüştü. Aleviler bu katlanılmaz felaket haberi ile birlikte Amasya önlerine mevzilenmiş büyük bir Selçuklu ordusuna saldırıp koca orduyu tarumar ettikten sonra Konya’ya doğru yürüyüşe geçtiler. Bu defa önlerine Kırşehir’in kuzeydoğusunda, Seyfe Gölü’nün kıyısında, Malya Ovası’nda çok kalabalık bir birleşik ordu çıktı.İttifak ordusunun merkezinde zırhlı Frenk askerleri vardı. Sağ ve sol cenahlar Selçuklular, Araplar, Kürtler ve Gürcüler tarafından tutulmuştu. İttifak ordusunun askerleri tam donanımlıydılar.

Aleviler dört aydan beri savaş meydanlarındaydılar. Kavganın biri bitmiş, on-on beş gün geçmeden diğeri başlamıştı. Aleviler, önceki kavganın yaralarını saramadan bir başka boğaz boğaza dövüşün içine düşmüşlerdi. Sevgi dinine inanmışlardı, savaşmak üzere eğitilmemişlerdi. Yorgundular. Evlerinden uzakta, her türlü tahkimattan yoksundular. Kışın önü görülmüş, soğuklar başlamıştı. Alevilerin üzerlerinde dört aydır çıkarmadıkları ince giysiler vardı. Ellerinde derme çatma silahlarla baş-açık, ayak-çıplaktılar. Aleviler, Malya Ovası’nda Orta Çağ Anadolu’sunun en donanımlı ordusuna yenildiler.

seyfegolu.jpg  Seyfe gölü

Aleviler semavi dinlerin ortak öfkesinden doğan işbirliğine mağlup oldular. Yenenler, yenilenleri kılıçtan geçirdiler. Çok cana kıyıldı. Büyük katliam oldu. Öyle kan döküldü ki, ovada akan kan Seyfe Gölü’ne kadar ulaştı. Seyfe Gölü’nün sazlıkları kızıla boyandı. Yaban kuşları ovadan yükselen insan iniltilerinden ürktüler. Kanatlarında kandan lekeler, uçup gittiler. O kış başka yerlerde kışladılar.

Savaşın üzerinden çok geçmeden Anadolu Platosu’na ilk karlar düşmeye başladı. Bozkır zemherinin soğuğuna teslim oldu. Büyük katliamdan her nasılsa tenlerini kurtarabilmiş az sayıda derviş, mürit; yorgun argın, mecalsiz ve dermansız ayazda açıkta kalakaldılar. Çaresizdiler. Seyfe Gölü’nün göçmen kuşları kadar bile olamadılar. Gidecek yerleri, uçacak kanatları yoktu.

1240 yılının kışında Malya mağluplarının üzerlerine çok soğuklar düştü. Her zemheride bıyıklar buz içinde kalırdı. Bu defa yürekler de dondu. Alevi köyleri acılar içinde yalnız ve perişan kaldılar. Kar kapıları  kapadı. Yollar geçilmez oldu. Gidenler geri gelmiyorlardı. Bir haber bile yoktu. Alevi yolu bozulmuş, erkan dağılmıştı. Alevilerin her parçası ayrı bir yerdeydi. Yaralar kanıyordu. Zaman, her zaman olduğu gibi yine zalimden yanaydı.

baci.jpgHavada, derviş sabrını bile tüketen bir yılgınlık, uçsuz bucaksız bir hayal kırıklığı vardı. Umutlar buz kesmişti. Alevi bacılarının insan üstü dirençleri ve kadın metaneti tam da o yıkılmış, kararmış günlerde ortaya çıktı. Büyük bozgundan geride kalanların içini ısıttı. Erkeksi giysileri ve kısa saçları ile Alevi bacıları bu zor günlerde, tekkelerini, dergahlarını ve zaviyelerini terketmediler. Hatta terk edilmiş, ıssız kalmış mabetleri de sahiplenerek hayata döndürdüler. Ancak kadın doğasının gösterebileceği bir özveri ile yokluk ve zorluk içerisinde, ocakları ve mabetleri çekip çevirdiler. Yollarını şaşırmış çaresiz dervişler bu dergahlarda; tüten bir baca ve bir kap sıcak çorba buldular.

Karacahöyük, Malya Ovası’nın güneyinde kalır. O unutulası, akıllardan çıkmaz felaketin yaşandığı savaş alanına kuş uçusu 30 km mesafededir. Büyük bozgunu takip eden günlerde, burada bulunan eski bir Alevi mabedine kendi halinde, gösterişsiz bir derviş geldi. Çarpışmalarda kardeşini kaybetmişti. Üzgündü. Hayli zayıflamıştı. Bitap haldeydi.

hacibektas.jpgGelecek kuşaklarda Hacı Bektaşi Veli adı ile ünlenecek olan bu derviş, Karacahöyük Dergahı’nın yönetimini elinde tutan ‘Anadolu Bacıları’ tarafından şefkat ile karşılandı, itina ile ağırlandı. Hatun Ana (Kadıncık Ana ya da Kadın Ana olarak da bilinir. Bu metinde Kadın Ana  olarak anacağız) adı ile bilinen dergahın ‘Pir Bacısı’ ona ihtimam etti. Hacı Bektaş, kalan ömrünü bu dergahta tamamladı. Karacahöyük’de, alçakgönüllü ve münzevi bir yaşam sürdü. Keramet sahibiydi. Pek çok sırra sahipti. Hakka yürümeden önce taşıdığı tüm sırları, vakıf olduğu bilgeliği, Karacahöyük Dergahı’nın Pir Bacısı’na, Kadın Ana’sına devretti.

Karacahöyük Dergahı, Malya bozgunundan sonra Hacı Bektaş başta olmak üzere kıyımdan kurtulabilmiş; bozkırın ayazında yalnız ve umutsuz kalmış pek çok mürşide ve dervişe kapılarını açtı, bir yandan son günlerinde onlara rahat ve huzur verdi, bir yandan da bu yılgın dervişlerden Alevi yol bilgilerini ve Alevi sır ve hakikatlerini sonraki kuşaklara aktarmak üzere derleyip toparladı.

Malya Ovası’nın mağlupları, canlarını katliamdan kaçırabilenler, koca bir erkanın yok oluşuna ve nice ocakların sönüşüne tanıklık ettiler. Savaştan sonra kalan kısa ömürlerinde keder hiç eksik olmadı. Dağarcıklarındaki bilgileri, kerametlerini ve emanetlerini; aç, susuz, yaralı ve yorgun sığındıkları Karacahöyük Dergahı’nın Pir Bacısı’na bırakarak bu yeryüzünden göçüp gittiler. Hüzün dolu son bir çaba ile Alevi sırlarının, sonsuzluğun boşluğunda kaybolup gitmesinin önüne geçtiler.” ( Erdoğan Acar)

ekler;
•    Köy, kentin üzerine yürüdü. Kölece çalışmanın perişan ettiği köylülerle, zulmedici feodallar arasındaki karşıtlıktan yükselen gerçek bir sınıf savaşıydı. Eski düzen, köylüleri, barış zamanında feodal için çalışmaya, savaş zamanında ise onun uğrunda kan dökmeye zorluyordu”  (Gordlevski)

•    Malya ovasına gelmiş olan Selçuklu ordusunun başkumandanı Emir Necmeddin, yardımcıları Behramşah Candar, Gürcü Zahiruddin Şir idi. Bin kişilik 3000 altına kiralanmış zırhlı Frank şövalyelerinin başında ise Ferdehala (ya da Frederic) bulunuyordu. Bu şövalyelere yerliler “demir donlu askerler” adını takmıştı. Savaşın en kızgın yerinde Müslüman Selçuk askeri, Müslüman kardeşlerine karşı silah çekmeyi reddetti. Askerin silahlarını kendi kumandanına çevirmesi an meselesiydi. Bu durumu gören  Başkumandan Emir Necmeddin, o ana kadar yedekte bekleyen   hırıstiyan şövalyeleri, cephenin en önüne sürdü. Hırıstiyanlar Müslümanları acımasızca kırdılar. Sonunda Selçuklu feodal sultanlığı, bütün güçlerini seferber ettiği koskoca ordusuyla savaşı kazandı. Az zaman sonra yıkılan bu  Devlet, son zaferini kendi halkına karşı kazanmıştı. Savaşı kazanan Frank askerlerinin sağ kalanlarına  1000’er altın ödül verildi. (12 bin ile 60 bin arasında rakam verilmektedir, Babai halk güçleri için 3 bin ile 6 bin arası rakamlar verilmektedir)

•    Yesevi tarikatına bağlı ve bu düşünceye göre yetişmiş olan Baba İlyas, Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş bir derviştir. Tanrı sevgisinin dinin katı kurallarıyla şekillenemeyeceğini, İnsanın ancak kendi gönlünce bu aşkı bu sevgiyi yaratabileceğini söylüyordu. Baba İlyas’ın inancına göre toplumda kadın erkek ayrımı yoktu. Bunların eşit olduğu toplum bir bütündü. Fakat Anadolu’daki Selçuklular ve onların egemenliğindeki beyliklerin düzeninde, güçlüler yeryüzünü kendi aralarında paylaşmışlar ve böylece kendi lehlerine eşitliği ortadan kaldırmışlardı.

/* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:”Normal Tablo”; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:””; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}

*        Özünden kopmuş Selçuklu yönetimi ; Kürt, Gürcü, Rum, Ermeni asillerini ve Frenk şövalyelerinin oluşturduğu kuvvetlerle Babai Türkmenlerini ancak yenebilmişlerdir. Fakat bu hareketle; “Türk dirlik ve birliğini” sağlama yönünden fikri bir harekâtın babası olarak; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu sağlamışlardır. Bu anlayışın ürünü ve hedefi olarak da; Babai İsyanı’na katılan “Kolonizatör Türk Dervişleri”ni, (Ömer Lütfü Barkan) Şeyhleri, Babaları, Dedeleri, Abdalları, Ahileri, Bacılar Örgütünü; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ÖNCÜ olarak görmekteyiz. (Prof. Dr. Osman Turan)

 *  Baba İlyas çökmüş tefessüh etmiş, tüm insani değerlerini yitirmiş Alaeddin  sarayına karşı Konya’da Kur’anı kerimi göstererek “Yaşadığınız hayat bu kitabın neresinde yazıyor…? ” diye haykırmıştı.

Bu yazı Günün Çilesi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • ibrahim

    Ellerinize sağlık efendim, çok önemli bilgilerden nasiplendik sayenizde. Okullarda nasıl bir tarih anlayışı vardır ki Anadolu’da ne Osmanlı ne Selçuklu zamanı tam olarak ne olup bittiğini öğrenememişizdir.Sadece içi boş bir milliyetçilik, içi boş bir dincilik adına ara sıra örneklendirilen bir tarih kültürümüz bize layık görülmüştür. Bu gibi bilgiler aslında niye toplum olarak bu kadar pasif, hakkını aramaktan aciz bir hal aldığımızın sebeplerini gösteriyor. Dünya standartlarında en kalitesiz olana en fazla parayı,vergiyi veren kredi kartlarıyla borç batağına batmış bu toplumun kültürel yetersizliğinin kaynaklarını biraz da olsa anlamamız için verdiğiniz bilgilere teşekkür ederim.

  • mucteba

    elinize saglik.

    19 aralikta yayinlanan dergideki yaziniz sitede varmi acaba? m.bardakci c.tesiden o sayiya da yazi yazdiginizi soylemisti ama o gun aradim bulamadim dergiyi.

  • Dergide yayınlanan yazıları siteye koymuyorum, “Malya Ovası katliamı” dergi için hazırlanmıştı, yayınlanmadı onun için sayfaya koydum.

  • betül

    keşke baba ilyas ların dünyasında yaşayabilseydim……

  • Fikirlerini paylaşıyorsan yaşıyorsun demektir.Gördüğünüz gibi Baba İlyas, uğruna öldüğü fikirlerle hâlâ bizlerin gönlünde yaşıyor. Keşke bizim de adımız yüzlerce yıl sonra böylesine coşkuyla anılsa.

  • betül

    teşekkür ederim hocam.. ne olur tarihin arka odasında da baba ilyas lar, ishak lar bu aydınlık yiğit insanlar derinlemesine konuşulsun çok isterim

  • “Tarihin arka odası”na bu konu ağır gelir. Belki gelecek nesiller konuşacak

  • Muş’tan Selamlar,
    Nezih Bey, sitenizi uzun süredir takip etmekteyim, yazılarınızı ve musiki eserlerinizi imkanlar dahilinde takip etmekteyiz eşimle, (“İlah-i Et Nefes” bir türlü vazgeçemediğimiz en çok dinlediğimiz albüm konumundadır.) Muş’ta görev nedeni ile bulunmaktayız. Boş vakitlerimizde “Muş Güncesi” adı altında bir E-Dergi çıkarmaktayız amatör olarak, “Malya Ovası Katliamı” başlıklı yazınızı e-dergimizde yayınlamak istiyoruz, eğer dergimizi incelemek isterseniz http://www.muratbayhan.com.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz, şimdilik 4 sayı çıkmış durumda, 5.cisini şu an hazırlamaktayım. Dergimizin adı yeni yıl ile beraber de değişerek “Alameti Tezahür” olacak, eğer izniniz var ise yazınızı dergimizde yayınlamak istiyoruz. Saygılarımızla… Eda ve Murat Bayhan

  • Yayınlayabilirsiniz..Haberim olsun

  • Selamlar Nezih Bey, aradan bayağı bir zaman geçti, Malya Ovası başlıklı yazınızı sitemizin dergisi olan ACEMİ OCAĞI’nın ilk sayısında yayınladık, http://muratbayhan.com.tr/ adresinden dergiyi indirip okuyabilirsiniz. vermiş olduğunuz yayın izni için ayrıca tekrardan teşekkür ederim.
    Birde biz görevim nedeni ile Muş ilinde ikamet ediyoruz,
    Mayıs ayı içerisinde İstanbul’a ailelerimizin yanına geleceğiz, iznimiz esnasında sizede Yalova’ya uğramayıp şahsen tanışmak isteriz, eğer müsait olur iseniz..
    Saygılarımla …. murat bayhan

  • Sayın Bayhan,
    Teşekkür ederim. Derginiz fevkalade.. başarılar dilerim. Ex oriente’de size uygun yazılar var, bana haber vererek alabilirsniniz. Örneğin 21 kasım 2008’de yayınlanan “Ahi’nin parası toplumundur” ve 11 ekim 2009 da yayınlanan “Bayramda ahilik haftası”” başlıklı yazılar gibi.. Alevi kültürü ile ilgili pek çok yazı olacak, diğerlerini hatırlamıyorum. Siz tarayarak bulabilirsiniz.

    Ben “Yalova” da değil “Sapanca” dayım. Buyurun bekleriz.

  • Hocam çok teşekkürler, yazılarınızdan istifade etmeyi çok isteriz. Bizim konumuz veya çıkış noktamız Alevilik kültürü değil muhakkak, ilmin olduğu, hakikatin yansıdığı her an ve her oluş dikkate değer olduğunu düşünüyoruz. Özellikle de sizin değerli bilgilerinizden istifade etmek arzumuzdur. İnşallah Mayıs ayı başında senelik izin alıp, İstanbul’a gitmeyi ve sizede yol üstünde eşim ve kızımla uğramayı düşünüyoruz, saygılarım ve sevgilerimle… Murat Bayhan

  • Hocam Saygılarımla aradan bir 3 ay geçti malum seçimler vardı, bizde ancak izne ayrılma vakti bulduk, hocam müsaitseniz Sapanca ya size uğramayı dileriz eşim ve kızımla. Hem dergimiz için bir tür röportaj hemde sizinle de tanışma şansına erişmiş oluruz, hocam size cep telefonumu vereyim, bir mesaj atarsanız numaranızı kayıt eder size dönerim, yarın sabah itibari ile Muş dan yola çıkıp Tokat’a bizim Kemankeş grubundan Yaşar Bey ile görüşeceğiz, 17 veya 18’inde İstanbul’a geçerken size uğramayı arzu ederiz. Saygılarımla… 0505 346 01 72 (size buranın dışından ulaşma şansım olmadığından buradan atmak durumunda kaldım mesajımı.) Murat ve Eda Bayhan… http://www.muratbayhan.com.tr (Acemi Ocağı Dergisi)

  • Basri Elliot

    Bu güzel nesir de ancak bir usta kalemden yani Sayin Nezih Uzel’den gelebilirdi. Hem Baba Ilyas Horasani, hem Baba Ishak Kefersudi gibi 2 büyük Pir gecti bu topraklardan. Ask olsun onlari anlayan Canlara!
    Huu Dost!

  • Anthony Quinn’in ölümsüz sanatında ifadesini bulan Libyalı Ömer Muhtar filmini gördünüz mü ? orada Ömer Muhtar idama giderken “ben kaatillerimden daha uzun yaşayacağım” demişti. İnanç sahipleri böyle oluyor… Asırlarca yaşıyorlar.

  • yazinin tamamina katilmiyorum  MALYA OVASI OLAYI  DOGRUDUR  ancak yanlis olan ve alevi  dostlarin yanildigi  en onemlisey  su ;
    1-ahmet yasevi; Naksibendi dir  Alevilige dusmandir Naksibendilik
    2- haci bekatsi veli  nin dogum tarihi ile     ahmet yasevinin   olum tarihine  bir bakiniz  ahmet yasevi oldugunde   HACI BEKTAS    6  yasinda dir  o yasta bir cocuk nasil     Ahmet yasevib muridi olur , bu koca bir yalandir
    3 Velahatname   HACI BEKTSA ait degildir  16 yuz yildan sonra  osmanli    bu eseri uydurmustur , zira   Kalender celebiden  sonra  Alevilk  tarip edilmistirr  .
    3- nevsehirdeki dergaha  camii minaresi zorla yapilmistir orjinal alevi dergahlarinda  cammi  yokturr 

  • BİLGİCİ

    Nezih Hocam, “alevilik” deyimi Anadolu Türkmenleri için 18. YY dan sonra kullanılmaya başlamıştır. Sizin bunu çok iyi bilmeniz gerekir. İsimlendirmelerin kronolojisinde hata yapmamak tarihi olayları daha iyi anlaşılmasını sağlar. Doğrusu bu konudaki lâkaydınıza çok şaşırdım. 14. Yüzyılda bir tek Türk(men) “Alevi” diye adlandırılmamıştır. Bu gün de bir Türk’ün “Alevi” olarak dini bir deyimle kimliklendirilmesi pek çok açıdan sakıncalıdır. 21. Yüzyıl insanlarının kendilerini hala dini/mezhebi aidyetleriyle tanımlıyor olmaları seçilmiş travmaları istismar edenler için ne güzel bir kozdur! Vesselam…

  • Ahi Cumhuriyeti

    Prof Dr Osman Turan’dan alıntınızda “Özünden kopmuş Selçuklu yönetimi ; Kürt, Gürcü, Rum, Ermeni asillerini ve Frenk şövalyelerinin oluşturduğu kuvvetlerle Babai Türkmenlerini ancak yenebilmişlerdir. Fakat bu hareketle; “Türk dirlik ve birliğini” sağlama yönünden fikri bir harekâtın babası olarak; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu sağlamışlardır. Bu anlayışın ürünü ve hedefi olarak da; Babai İsyanı’na katılan “Kolonizatör Türk Dervişleri”ni, (Ömer Lütfü Barkan) Şeyhleri, Babaları, Dedeleri, Abdalları, Ahileri, Bacılar Örgütünü; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ÖNCÜ olarak görmekteyiz.” diyor. Oysaki Nure Sofi oğulları Kameriye Emirliği’nden koşup gelip, Malya’da en ön saflarda savaşmışlardır. Oğlu Karaman Bey, Babanın oğlunu Moğolların zulmünden kaçıracak, Babailiğin yaşamasını sağlayacak ve kendisini de halife ilan ettirecektir. Madem ki bu hakeret tepkisel olarak Osmanlı Devleti’ni doğurmuş, neden Karaman Devleti’ni doğurmamış? Osman Turan hoca nasılda bir kuşağı hiçe sayıp 1360 yılına bağlayıvermiş. Osmanlı Devleti’ni meşru kılma ve devlete zemin hazırlama çabasını anlıyorum da, Alevi halkın Karaman ve oğullarına karşı samimi veya dürüst olmamasını hiç anlayamıyorum. Örnek olarak makalenizde hiç Nure Sofi, Karaman bey ve Karamanoğulları’ndan bahis yok. Bugün Kırşehir’de bulunan Ahi Ocakları haberi ile bu konuya geldim. Haberde diyor du ki “800 yıllık Osmanlı ve Selçuklu zamanı Ahi Ocakları bulundu” Benim tarih bilgim göre Selçuklu ile Ahilerin, Mevleviler ile Ahilerin arası bozuktu. Ve Kırşehir Osmanlı’ya 1400’lü yıllardan sonra geçecek bugünlere kadar sürekli isyanlar, kavgalar ve ölümler olacaktı.

  • Ahi Cumhuriyeti

    Nakşilik Timur Zamanının anlayışıdır. Çünkü Şahı Nakşibend Ahmet Yesevi’den 200 yıl sonra yaşamıştır. Bu yüzden Ahmet Yesevi Nakşi olamaz.