Yolcusuz Gemi'nin kaptanı

image016.jpg

  

Üç çeşit yazar vardır: a)Okunan yazar b) Unutulmuş yazar c) Gelecekte okunacak yazar…

Ben okunan bir yazar değilim, okunmayı da fazlasıyla arzu eden bir yazar da değilim. Kırk yıldır yazı yazarım birkaç yakın dostun dışında “yazını okuduk” diyen insana rastlamadım. Beraber muhabirlik yaptığımız, sokaklarda “haber” diye koşuşturduğumuz arkadaşlarımın arasında meşhur olup kalemi ile bir ömür boyu geçinen yoldaşlarım oldu. Onlar bu alanda beni sollayarak hür ufuklara yelken açtılar. Mesleklerinde zirveye ulaştılar. Okunan yazarların en tanınmış olanları Hasan Pulur ve Güzin Abla‘dır. Her ikisi de Türk basınında çok yüce bir noktaya eriştiler. Hasan operasyona devam ediyor. Güzin Abla rahmetli oldu. Derin bir boşluk bıraktı.

Unutulmuş yazarların başında hocam, efendim, üstadım, beni “yokuşa sürenRef’i Cevad Ulunay gelir. Ulunay bu yörede bir devletin yıkılıp başka bir devletin kurulduğunu görmüş, bir dünyanın dağılarak küllerinden başka bir dünyanın doğduğuna tanık olmuştu. Ömrünce yaşadıklarını yakından ve tamamiyle algılamış, görmüş geçirmiş, dev gibi bir adamdı. İmparatorlukta ve Cumhuriyet devrinde gazeteciydi. Her iki zaman birimi içinde okunmuş, değerlendirilmiş, sözleri akılda tutulmuş, görüşlerine inanılmış, yazdığı belleklerde kalmıştı.

Refi Cevad bey sadece zamanları değil kıt’aları da aşmıştı. Doğu ve Batıyı aynı anda kavramış, her iki kültürü aydın ve yazar kişiliğinde bir araya getirmişti. İnançlarından çok bilgisi önemliydi. Devrinin diğer bir büyük yazarı Falih Rıfkı Atay onun için “kırk yıldır tanırım. O hiçbir şeye inanmaz…” demişti. Ulunay sentezci değil, analizciydi. Toplumun gizli kimyası ona böyle bir görev vermişti. O yorulma bilmez bir laboratuvar çalışanıydı.

1968’de bu dünyadan göçtüğünde yüz binlerin üzerinde okuyucusu vardı. Dünya basınında dahi böylesine okuyucu toplamış bir köşe yazarına az rastlanırdı. Gariptir, Ref’i Cevad Ulunay’ın okuyucuları yaklaşık olarak onunla aynı yaştaydılar, aynı zamanı görmüş aynı olayları yaşamış, aynı çileleri çekmişlerdi. Ancak hasbelkader aynı göze sahip olamamışlardı. Ulunay onların gören gözü, konuşan dili, alaca karanlıkta yollarının ışığıydı. Onunla birlikte rahmetli oldular. Böylece yazarı ve okuyucusuyla koskoca bir devir kapandı gitti, tarih oldu.

Benim tanıdıklarımın arasında geleceğin yazarlarının en önde geleni Münevver Ayaşlı‘dır. Onunla aynı devirde yaşamış, aynı olayların içinde bulunmuş, ama Dünya’ya Kuzey-Güney kutbu kadar birbirinden ayrı pencerelerden bakmış Alev Alatlı ile çağdaştılar. Alev Alatlı meşhur olmuş Münevver Ayaşlı olamamıştı… Son derecede misafirperverdi. Beylerbeyindeki yalısında zengin sofrası her zaman kalabalıktı. Yazıları küçük gazetelerde yayınlanıyordu, bu yüzden birkaç yakın dostun dışında pek okuyucusu yoktu. Bir gün özene bezene hazırladığı bir Osmanlı saray yemeğini misafirlerine sunarken ” yazılarımı ister okuyun, ister okumayın, ama yaptığım yemeği yiyeceksiniz…” dedi. Eh.. doğrusu o yemek de gerçekten yenirdi.

Bir yazarın kıyamete kadar okunma şansı vardır. Dahası, bazı yazılar gelecekte okunsa daha iyi olur. Bana kalırsa yazarın koyusu geleceğin insanları için yazanıdır. Yazı geleceğe rapor olmalıdır. Zamanın kötülüklerini aşma yerine, zamanı geleceğe şikayet etmeyi ben daha uygun buluyorum. Çünkü zamanın kötülükleri aşılmıyor… ne kadar inceleseniz insanlar size aldırmıyor… Yazar artık yaşadığı devirde insanların gözü kulağı, kaşı tarağı değildir. İnsanların dünyaya bakmak için artık bir yazara ihtiyaçları yok; retinası donmuş, korneası delinmiş, çakıl taşı gözlerle; tumpanası yırtık, kanalları tıkanmış, tınısı bozuk, budak deliği kulaklar, onlara yetiyor… Ben yolcusuz geminin kaptanı, çark yerine kalem, dümen yerine klavye, kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Burada kendi kendime eğleniyorum. Yeni alıştığım digital alemde kendimi avutuyorum. Sabah gazetesinde onyedi yaşında bir köşe yazarı var, çocuğun bir de yakışıklı fotografını koymuşlar, eğer o yazarsa, ben gidip Şile kumsalında çelik çolak oynamaya razıyım.

Bundan daha kötü olamayacağına göre geleceğin iyi olacağına inanıyorum. dolayısıyle bu zamana değil, kesinlikle gelecek zamana baş vurmak niyetindeyim. O yüzden bu sayfadaki “okuyucu” sayısı ve “yorum” bölümlerini iptal ettim. Ey değerli okuyucularım isterseniz beni gelecek yüzyıllarda okuyun. İster okuyun, ister okumayın. Kalın sağlıcakla…

Bu yazı Baş Yazı kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • İsmail Sencer

    Hazret;

    Zât-ı âlinizi 1993 senesinden beri zevkle okuduk,okuyoruz. İnşallah ömrümüz oldukça okuyacağız. Ama biraz da kırgın(dık)ız. “Radyoda Bir Gün” ne keyifle okundu bir bilseniz. Ama kesmedi. Evvelen şuracıkta , zahmetsiz sitenizde , saniyyen kağıt kokuları arasında daha pek çok hatıratınızı , hâssaten Tasavvuf ve tekke câmiasına ait hatıratınızı dört gözle bekliyoruz. Muhyiddin Ensari’yi , Nafiz Hoca’yı , Şeyh Necmeddin Efendi’yi , kutbu’l-kalem ve’l-bediât Okyay hoca ve mahdmunu , yanıp kül olmadan evvelki Kâdirhâne’yi,Gavsî Efendi’yi , Ertegünlerin gaspettikleri o güzelim Özbekler Tekkesi yâranını (Derviş Tufan’ı mesela) , Soner Yalçın denilen ipsizin adıyla prim yapmaya çalıştığı Kızılbaş Harun Baba’yı , şeyhi Aziz Efendi’yi …
    Hülâsâ sultanım topluma pek çok şey kazandırdıkları halde “şöhret afettir” fehvasınca ihtifa edip tam bir melamet mahviyyetiyle ömür sürmüş o güzel insanları bize teferruatları ile anlatsanız , fakir gibi yaşı kırk’ın altında olup bu zevat ile müşerref olamamış hazerâtı bize tanıtsanız , anlatsanız , keyfettirseniz fena mı olur.

    Bir de azizim Efendim . Şu sitecikte size elektronik posta gönderebileceğimiz bir adres niye görünmez?

    Hasıl-ı Kelam. Allah ömrünüzü füzûn etsin. Sİz yazdıkça biz okumaktan bıkmayız vesselam . “Marifet iltifata tabidir” buyrulmuş. Her ne kadar iltifatımız marifetinize elyak değilse de , karınca kararınca bir cehdimizdir addedin lütfen.

    Baki muhabbetle.

  • Muhterem,

    Bir bir saydığın kişilerin isimlerini hatırlamak dahi insanın tüylerini ürpertiyor, sen onların sırrına ermişsin, daha ne yazayım. Ama yine de yazmak şart oldu.Ben her an o kişilerle yaşarken ölüp gittiklerini ve zamanın geçtiğini dahi farkedemiyorum.Dostlar hatırlatmasa gerçekten yazmaya niyetim yok. Ancak bilhassa Harun’u o “ipsizin” elinden kurtarmak bana dayanılmaz bir vefa borcu oldu.
    Biraz daha sabır…

  • Birol Biçer

    Sayın Uzel,

    Yazılarınızı layıkıyla takip edememiş olsak da, sizi dinlemeye devam ediyoruz. Şahsen benim en beğendiğim ve yıllardır zevkle dinlediğim ilahilerin, nefeslerin bir numaralı ismisiniz. Yapmacıksız, babacan edanız ile tasavvuf müziği eserlerini sizin gibi okuyan olmadığını iddia ediyorum.

    Selamlar ve hürmetler

    Birol Biçer

  • pekgeçgil

    Saygıdeğer hocam… Sizin yazılarınız kültürünü öğrenmeye çalışan gençlere bir ışık olmaktadır. Elbette bu yolun nasiplisi olacaktır… Ellerinizden öperim

  • nezih abi
    yorum yazan arkadaşlar doğru söylüyor. hatıralarını yazsan iyi olur. gerçi o. pamuk tan bir şey okumadm, istanbuklu şöyle bir karıştırdım o kadar ama bir de senin istanbulunu okuruz email adresin olmadığından şikayet eden arkadaş haklı ben de bu yüzden bu yorumu yazıyorum ya.www.sahinucar sitesine bakarsan beni hatırlayacaksın. selamlar.

  • birsen elveren

    Efendim,Alev Alatlı ile Münevver Ayaşlı’yı neden mukayese ettiğinizi biraz daha açık yazar mısınız lütfen.Rahmetli Münevver Hanımefendi çok değerli bir yazardır kuşkusuz.Ama Samiha Ayverdi,Safiye Erol veya ne bileyim bir Afet Ilgaz’la ya da daha yenilerden başka bir hanım yazarla değil de neden Alev Alatlı ile?Bir de Alev Alatlı ile ilgili görüşlerinizi lütfeder misiniz.Kendisinin bütün kitaplarını okudum,değişik bir bakış açısı yakalamak adına yorumunuzu çok merak ediyorum.Muhabbetle…

  • “Dünya’ya Kuzey-Güney kutbu kadar birbirinden ayrı pencerelerden bakmış Alev Alatlı ile çağdaştılar”.Cümlesi Alev Alatlı ile Münevver Ayaşlı!’yı neden karşılaştırdığımı yeteri kadar anlatıyor. Aynı ülkenin ve aynı kültürün içinden geldikleri halde Alev Hanım’ın Münevver Ayaşlı kadar Osmanlı ve Türk kültürü yoktu..demek istedim.

  • üsküdar,lı mithat

    SEVGİLİ NEZİH ABİ İZNİNİZLE İSMAİL SENCER KARDEŞİMİ 2007 YILINDAKİ YAZISINDAN DOLAYI BENDE MUHABBETLE KUCAKLIYORUM.O NAZİK ÜSLUBU BENİMDE GÖNÜL TELİMİ TİTRETTİ.TUFAN BABA,NIN EMFİYESİ BURNUMU SIZLATTI İSMİZİKREDİLEN HAK DOSTLARINA HUUUU HARUN BABAYA HUUU MUHABBETLE KALINIZ.

  • üsküdar,lı mithat

    HİZMETTEN GÖÇEN ŞEVKET BABAYA VAHİT BABAYA TURAN BABAYA HUUUUUUU.

  • birsen elveren

    Aynı ülke evet de,aynı kültür?Alev Alatlı yaş olarak da Münevver Hanım’dan daha küçük ve yetiştikleri çevreler çok farklı.Önce batı kültürünü öğrenmiş,sonra maalesef ülkemizin bütün talihsiz insanları gibi kendi gayretiyle Osmanlı ve Türk kültürünü öğrenmiş.Münevver Ayaşlı ise zaten o terbiyenin içinde doğup büyümüş.Alev Hanım’ın da derin bilgisi,analiz kabiliyeti ve aydın namusu olduğu kanaatindeyim.Belki kulvarları farklıdır.Affınıza sığınarak “ORDA KİMSE VAR MI”dizisini okumanızı tavsiye ederim efendim.Hürmetler ederim.

  • üsküdar,lı mithat

    BABACIĞIM BİR YAZINIZDA ÜSKÜDAR YAZMALARI DİYE BİR SATIR HEMEN DİKKATİMİ ÇEKTİ 50YIL GERİYE GİTTİM YENİMAHALLEDEN AŞAĞI İNERKEN O RENGARENK YAZMALAR RÜZGARIN ESİNTİSİNE NASIL TESLİM OLURLARDI SULTANTEPENİN SELVİLERİYLE NASILDA CİLVELEŞİRLERDİ ZATİALİNİZDE BÖYLE BİR RESİM VARDIR LÜTFEDİP YAYINLARMISINIZ EY AZİZ ÜSKÜDAR,IM SENDE NE SIRLAR GİZLİ,

  • Furkan

    Üstat gelecekte okunacak yazarlardan oldu ve böyle devam edecek inşallah, bizde onun dümeninde bulunduğu geminin yolcusu olarak okumaya devam ediyoruz Allah rahmet eylesin…