Hoca hava alıyor

dsc02146.JPGdsc02139.JPG

-Yine nerelere kayboldun ?
-Korktum kaçtım, Gaaak.Guuk
-Neden korktun ?,
Herşeyden, gaaak guk ?
-Sen korkmazsın, bir şeylere sıkılmışsındır, Gaak.
Fazilet üstüme varma, sen de biliyorsun olanları…
-Senin kadar bilmem; sen arsız-yüzsüz, ruhsuz-uğursuz, sapsız-çapsız, künyesiz-terbiyesiz, ahlaksız-mendebur, huysuz- çulsuz, densiz-donsuz, şırfıntı-şirret, kaba lânet bir kargasın. Her yere dalar çıkar haber toplarsın, gagan çöplükten çıkmaz, başın beladan kurtulmaz, gaaaak, takır.
-Ne yaptım şimdi ben sana ?
-Hiçbir şey yapmadın , yaparsın diye önlem alıyorum.Gaaak. Söyle ne oldu ?
 Hiç…Hoca yeniden hastaneye yattı…Bu defa Deniz kuvvetlerine.
-Onu biliyorum, Gölcük Donanma hastahanesi değil mi ?
-Evet…Gaak, guuk. Nereden bildin ?
-Söylediler… Şimdi iyi mi ?
-Değil…sıkılıyor. Gaaak.
-Neden ?
-Yemeklerden… Adam diyabet, rejim yemeği vermiyorlar, dışardan getirtse içeri almıyorlar Amerikan icadı bir takım gereksiz ilaçları yazıp -bunları Emekli Sandığı ödemiyor, sen parayla dışardan al, diyorlar…gaak guuk, takır, tısss.
-Neden yattı Hoca o hastaneye ?
Oksijen tedavisi için…
-O da ne ?
-Gel gidelim de bak…Gaaak.
-Bırakırlar mı ?
Nöbetçi subayından izin alırız. Subayla kanka olursan bırakırlar.  Guuuk.Tısss.Faziletle Rezalet Marmara denizinin doğusunda Donanma şehri şirin Gölcük’te bulunan Deniz Kuvvetleri Hastahanesine doğru kanat açtılar. Bir süre uçtuktan sonra çam ağaçları ile kaplı bir bahçenin üzerine geldiler, aşağı doğru pike yaparak bir dala kondular. Aradıkları yerin tam karşısına gelmişlerdi. İçeriyi görebilmek için pencerelere yaklaştılar. Fazilet Rezalete takıldı:
-Fazla sokulma seni terörist diye vururlar…

Rezalet ses çıkarmadı, Kargalar camdan içeriyi seyretmeye koyuldular: Ä°ki katlı bir yapının ikinci katında benzin tankeri kadar bir tüpün içinde, iki kişi karşılıklı oturmuştu. Bu tüpe “basınç odasıâ€? deniyordu. İçerdekilerin yüzlerinde oksijen maskeleri vardı. Bir kişi de girişteki ayrı bir bölmede oturuyordu. Ä°ki bölme arasında yuvarlak bir kapak göze çarpıyordu. Bu kapak açıktı. Ana tüpün içinde rahatsızlık geçiren olursa bu kapaktan girişteki bölmeye alır buranın basıncını düşürür, giriş kapağını açar ve hastayı dışarıya çıkarırlarmış.. Bu düzen denizde vurgun yiyen dalgıçlar için kurulmuştu. Kırcal damarları çalışmayan hastalar ve özellikle şeker hastaları da bundan yararlanıyordu. Bu şekilde yapılan tedavinin adı “hiperbarik oksijen tedavisiâ€? ydi. Bu sırada hastalar sanal bir denizaltının içinde ve onbeş metre suyun altındaymış gibi basınç altına alınıyor Günde peşpeşe iki yarım saat uygulanan tedavi, en az onbeş gün sürüyordu. Bir çeşit termal kaplıca kürü gibi bir şeydi bu …

TC Deniz kuvvetleri Gölcük  Hastahanesi  “basınç odası“nda  yüzlerinde oksijen maskeleri takılı olarak o gün orada karşılıklı oturan iki kişiden biri Hoca’ydı. Şekerden dolayı tıkanan  ve “ampüteâ€? olan, yanı kesilip atılan ayak parmakları sorunu devam etmesin ve yeni olaylar çıkmasın diye  “preventif: önleyiciâ€? tedavi görüyordu. Allahın insanlara bahşettiği ilimden nasibine düşene intizar ediyor, teslimiyetten sapmadan sebeplerin zuhurunu bekliyordu.  
 
Rezaletle Fazilet hiç kımıldamadan ve sessizce onu uzun uzun seyrettiler. Hoca her zamanki gibi neş’eliydi. Şakalar yapıyor, her şeyden gülecek bir şeyler çıkarıyordu. Basınç odasının ikinci müşterisi, uzun yol şöförü Raif bey’ le   sohbete dalıyor, tedavi sırasında ön bölmede bekleyen Ömer Astsubay’a ilginç hikayeler anlatıyor, Astsubay ara sıra “yok yaaaaa…â€? diyerek Hoca’dan  hayretini gizlemiyordu… Astsubay Ömer Denizaltıcıydı. Hoca denizaltıları çocukluğunda Mudanya’ya gelerek halkın ve özellikle çocukların ziyaretine açıldığı günlerden beri tanır, pek severdi. Küçükken hep denizaltıcı olmak istermiş. Hoca, Astsubay Ömer’e, yaşadığımız devirden yaklaşık elli yıl önce Çanakkale’de Nârâ Burnu’nda “Nabolantâ€? isimli Ä°sveç tankeri ile çarpışıp batan “Dumlupınarâ€? isimli denizaltı’dan bahsetti ve o zaman haftalarca gazetelerden düşmeyen o  facıadan söz açtı. Ömer bu olayı ilk defa duymuştu. “Yok yaaaa.â€? Dedi durdu.

updddd.jpg  dp.jpg  ko9.jpg
Şehit Denizaltı Dumlupınar       Şehit kumandan

Rezalet dedi Fazilet,  bu ne kadar sürer ?
-İki hafta  dediler, bu gün dördüncü gün daha on bir gün var…. Gaaak…
-Dayanır mı Hoca ?
-Dayanmayıp da ne yapacak ? can belası…
-O bir yolunu bulur eğlenir, sen takma kafanı… Gaak.
-Geçen gün basıncın yükseldiği bir sırada etraftan garip sesler duyulup koca alet sarsılınca Hoca dedi ki:
-Galiba mayına çarptık, Astsubay  Ömer atıldı:
-Hayır dibe oturduk.
-O halde düşmana bir torpil sallayalım….dedi Hoca… Gaaaak

Bu yazı Kargadan Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Hoca hava alıyor için 4 cevap

  1. selime der ki:

    Hiperbarik(yüksek basınçlı) oksijen tedavisi pek çok alanda kullanılabiliyormuş hatta depresyonu bile düzeltebiliyormuş, bunu duyduğumda şaşırmıştım.Aslında mevsim müsait olsaydı oksijen basıncı yüksek olan yerlere, yaylalara çıkmanız da belki tavsiye edilebilirdi, yada etmiyorlar mı acaba bilemiyorum.
    Allah şifalar versin, inşaallah tedavinizin her aşamasına katkısı olur.
    selam ve hürmetle..

  2. nezihuzel der ki:

    teşekkür ederim. Bu da bir moda, geçer… otuz yıl önce rahmetli annem Hacer İhsan Uzel “mültipl miyolom” teşhisiyle Okmeydanı Onkoloji’de iki ay kalmış şua-kobalt 64 tedavisi görmüştü. O yıllarda şua yeni çıkmış herkes ümitlenmiş, “kanser yenildi” diye sevinç çığlıkları atmıştı.Sonra ne oldu ? Onun da modası geçti. Şimdi her sabah simitçi fırınına girer gibi o şeyin içine girip oksijen takılı nargile çekiyoruz… Darbı esma ile soluyarak hazreti Şafi’ye tevekkül ediyoruz. Bir çeşit şifa temelli zikrullah… Biraz da vecde yarar keyifli oyun… Şifa Hakk’tan gerisi çağdaş medikal soytarılık. Dua buyurunuz.

  3. Meydancı der ki:

    “..aşk imiş her ne var âlemde, ilm bir kıyl-ü kâl imiş ancak..”

    Yaptığımız iş her ne olursa olsun, biz ona kıymet verir, gönül koyarız. Sonra bilim adamları işin nasıl oluyor da oluyor bölümüne kendi dillerince formuller yazar izahatte bulunurlar. Sonraki vakalar ve gelecek nesiller için. Allah insanlığın faydası için çalışan cümle bilim adamından razı olsun.

    Hakkınızda hayırlar ve acil şifalar diliyoruz, sizi sizden aldığımız haberler ile takip ediyoruz. Devam Inşallah…

  4. Ayine-i Aşk der ki:

    Öncelikle şafiden şifalar dilerim Hocam;
    hastalığınız zaten aslıyla şifadır hakkınızda. Siz daha iyi tecrübe eylemişsinizdir muhakkak; eğer hastalıkların manası güzel bir şey olmasa idi Halık-ı Rahim hiç en sevdiği ibadına hastalık verir miydi…
    Hakikat vechi ile; hastalıklar hiç aldatmaz bir nasihatçı ve ikaz edici bir mürşiddir adeta.
    Efendim ilimde terakki; peygamberlere verilen o mucizevi hikmet ilimlerini yakalayacak noktalara yavaş yavaş geliyor inş. Son nokta peygamberlerin şahsında insanlığa gösterilmiş; ben-i ademe sen çalış bul bu noktaya er denilmiş. Hz. Süleyman’ın taht-ı Belkıs’ı nakli şimdilerde bu nihai noktaya ilerlemiyor mu…
    Mesele aslında; ilmi ilerleyişlerin ve buluşların dertlere deva veya hayatı kolaylaştırmasının ötesinde; faydalandığınız her nimetin O’na yaklaştırması, O’ndan geldiğinin bilinmesi hakikati. Sizin ‘Darbı esma ile soluyarak hazret-i Şafiye tevekkül ediyoruz’ dediğiniz nokta asıl yakalanması gereken.
    Ayrıca donanma hastanesinin o güzel çamlarla bezenmiş bahçesi de ayrı bir tefekküre kapı açmaktadır. Siz her ortamı tefekkür eylemişsiniz; şifa tefekkürünüzdedir kanaatimce.
    Baki muhabbetlerle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir