Cânâ yol nerede ?

ben-bendir.jpeg

Savaştım sevgiler uğruna
Alıştım derdine sevginin

Boynuma dolanan sevgiler
Beni Yar’e  kurban ettiler

Geçtim de insaniyetten
Haber aldım Vahdaniyetten

Mülkü Sahibinden sordum
Dertsiz yaşarken yoruldum

Dört unsurdan  geçtim de
Ten belâsından soyundum

Cânâ söyle bana  yol nerede ?
Şeş cihetten ol muhabbet nerede ?

Dost dostundan  ayrı düştü bu yerde
Ne çare ?  ayrılık varmış kaderde

Ölüm Allahın emri ayrılık olmasaydı
Vatan kalbime bu denli dolmasaydı

Sarı Şeyh

Bu yazı Destur kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • üsküdarlı mithat

    benim bildiğim sarı şeyh eğer cana,sına yol nerde diye soruyorsa hazırlıklarınıda yapmıştır vuslatın mübarek olsun sikkeni haydarini giyer gidersin evvel giden ahvale selam götür mithat

  • Adil Bora

    Efendi, iltifatlı sözleriniz pek güzel, lakin yürekleri dağlıyor. Hele bir dur Allah aşkına, manâ içinde manâ var aşıkların sözünde. Yol var yoldan, yolcu var yolcudan içeri. Destur bir soluklan, öyle hemen selamı sabahı yükleme, kim kimmden evvel gider orasını biz bilmeyiz, Allah hayırlar versin cümlemize. Demende haklısın, Nezih Ağabey her daim hazırdır. O hiçbir yere hazırlıksız gitmez. O bizlere hayatı öğretmiştir. İyiyi de kötüyü de gösterir. Sen neresinden bakarsan orasını görürsün. Bana, bir bana değil kaç kuşak nice gence çatal bıçak tutmaktan, sofra adabına, musikiden fotoğrafa, doğudan batıya, maddeden manaya nice meselenin farkına varmayı öğretir. Korkusuzdur. Uzun boylu değildir ama sağlam yapılıdır. Iri kemikli, bakışları keskin, mizah anlayışı yüksek, hayata karşı duruşu ise cesaret timsalidir. Kalabalıklar içinde yalnızlığı, tenhalıklarda ise kalabalığı yaşar, sırları vardır bilinmez. Öyle her meseleyi inceden inceye konuşmaz. Az söyler siz anlarsanız ne ala. Antika’dan anlar. Klasiğini de modernini de sanatı sever, anlar. İyi gözlemcidir. Bu sayede bazen birisinin taklidini yaparak güldürür yakın dostlarını. Mudanyadır, Bursa’dır. Paris’tir. Istanbul’dur. Adabi terbiyeyi ondan öğrenirsiniz. Lüzumsuz meseleler ile zaman harcamaz. O bir meseleye vakit ayırdı ise o mesele önemlidir. Bugün anlamazsanız yarın anlarsınız, kısmetinizde var ise. Bonkördür. Bahşişi boldur. Sadaka verir. Hastalanınca terler kötülesir, sesi bozulur ama öyle uzun uzun yatmayi sevmez. Bir tas çorba vereni olmaz. Ama o ayağa kalkınca Dünyayı doyurur. Yedi düvel yetmişiki milletten şimdi saysanız yüzlerce isim sayarsınız kursağında onun lokması olan. Böyle şeylerin bahsini etmez. Şimmdi söyledim diye bana darılır. Çomar Levent, Gökhan, Fatih, Cemalettin, Osman, Kemal, Bekir, Recep Birgit, Fevzi Misirli, Kani Karaca, Kadri Rizeli, Gürsel ağabey, Süleyman Erguner, Babialiden nice dostları onun sofrasinda mutfagında yeyip içip sohbetlere katılmış, sonrasında meşk etmiştir, yaşayanlara Rahmet, kalanlara Selamet niyaz edelim. Kudsi Erguner kadim dostudur, top atsaniz yikilmazlar, gıpta edersiniz. Bugun Sapancadadir ama o heryerdedir aslinda. Her öğrencisinin yüreğinde Dünyayı gezer. Daha Mercan Dede diye bilinmezken bir genç çarşaf yırtmış, ney üflemiştir onun huzurunda Kanadaya gitmis Mercan Dede olarak dönmüştür bir kaç yıl sonra. Fransa da çok iyi mevkiide olan bir sanat insani grafik ustasi bir hanim ondan feyz almış değme hattatara taş çıkartacak eserler vermiştir. Saygı ve sevgisi ile gozunun içine bakar, hizmet eder tevazu ile. Minnettardır kendisini Islam ile tanıştıran bu gönül dostuna. Lezzetleri sever, doktor yasak eder, bir kilo baklavayi gider gelir yer. Ramazanda Kanaat lokantasinda 30 ramazan iftar verir eşe dosta ve dahi selam verip sofrasina oturan herkese. Adam gibi adamdir Nezih Ağabey. Sırlari vardir, bilinmez. Bir kendi bilir bir de Yaradan. Kötü söyleyenleri de vardir. Bazilarının ayağına basmıştır zaman zaman. İslerine gelmediğinden sevmezler onu. Onun bonkürlüğüne kızarlar, Dünya malina kıymet vermeyişini anlamazlar, sinirlerini bozar. Eski ustalardan dostlardan alır gücünü merhum Ulunay’dan, Koçu’dan, Gölpınarlı’dan ve en başta Sultantepe Özbekler tekkesi şeyhinden. Hem manevi, hem kültürel kuvveti onu tum korkularıyla başetmekte muvaffak kılar. Öğrencileri nankördür ama o sitem etmez. Bir kaç cılız serzenişle yetinir. Evine yıllarca girip çikan genclerden çok yetişmiş mevkii sahibi olmuş insan bulunur. Buna rağmen o gençler yetişirken dedikodular da olmuştur. Ilm sahibi olmadna fikir yürüten coktur. Kulak asmaz o bildiğine devam eder. Daha onun yapacak işleri var. Arşivi kitaplari, anlatacak hikayeleri, verilecek nasihatlari, nice kıytırık siyasiye atfedilecek kinayeleri, alayları var. Tövbeleri, niyazlari, günahları ve sevapları var. Kim gider kim kalir bilinmez. O az zamana çok iş sığdıran ender adamlardandır. Nice cisim obje hatira mekan ve zaman gelir hatirima adi anılınca. Fotoğraf makinesi, daktilo, saat, halı, bakır mutfak kapları, tespihler, afgan halilari, bursa cakisi, caki cakmak yan demiri, hım hım ile burunsuz biribirinden ugursuz, Trilye, ilk araba reno, skoda, ford, ney, ud, bağlama, kucuk gumus sovalye heykeli, bendir, TRT radyosu kayıt stüdyoları, harbiye, karsisinda samsa tatlisi satan büfe, Tophane Kadirhane, Seyh Misbah efendi, evrat-i şerif, mevlevi ayini, Galata Mevlevihanesi, Üsküdar Mevlevihanesi, ve Konya… üzerine tuz dökülmüş çivili tahta. Nice semazen yetişmiştir o evde, o tahtanın üzerinde. Başı dönenlere kişniş şekeri iyi gelir. Ali Ekber Çicek merhum bağlama çalmış, öğrencileri kudum vurmuş Toron Karaca dublajini yapmıştı da bir kac saatte TV de bir Ramazan dizisinin müzikleri cikivermişti ortaya. Çok yönlü bir insandi. Kanaat lokantasinin sahipleri sevgili Kargılı’lar ile cok eskiye dayanır dostlugu. Bir oturuşta 5 su bardağı dolusu dondurmayı ardı ardına afiyetle yerdi de bir tek ona verirleri su bardağı ile dondurmayı başkası istese olmaz derler, horozdu dondurmanın adı. alti kaymak üzerinde visne horoza benziyor diye renkleri. Bunun gibi nice hatirat yazarız, iyisiyle kotusuyle halk diliyle. Nezih Uzel’i bir cok kaynaktan okursunuz, neşesiz biyografilerde, formal cümlelerde ama bir de onu böyle okuyun tanıyın istedim. Bakalim o da isteyecek izin verecek mi… Cümleye baki selam ve hürmetlerimle, Meydancı

  • Ayşegül Serdar

    Merhaba Hocam,
    Her ayrılık bir vuslat, her vuslat da bir ayrılıktır…Ama siz her an vuslatı yaşayanlardansınız..Vuslat için gitmeye gerek var mı…Aman ha …Hocam yeni bulduk sizi…

  • Değerli Meydancı
    Yazını yayınlayıp yayınlamama konusunda çok tereddüt ettim. Son cümlen beni cesaretlendirdi. Gerçekten “kuru biyografiler” tatsız oluyor. Seninki neş’eli, ben de bazı şeyleri senden öğrendim. Bir tehlike var: “şeyh uçmaz dervişleri uçurur” derler. Anladın mı ? bir daha böyle şeyler yazma. Selam.

    Değerli Ayşegül Serdar,
    Teşekkür ederim.

  • birsen elveren serbest

    Adil bey ne güzel anlatmışsınız Nezih hocayı.Tam benim düşündüğüm gibi bir karakter ve yakıştırdığım bir hayat.Ağzınıza sağlık.İçinde bulunduğum şu kötü günlerimde yüzümü güldürdünüz,Allah razı olsun.Ayşegül hanım,sizinle de hemfikirim, yeni bulduk,öğrenecek çok şey var daha Allah nasip ederse.Efendim acele etmeyin,siz bu tarafta da vuslatı bilirsiniz nasıl olsa.Bizi vuslatı burda da tadanlardan mahrum etmeyin.Yaradandan da niyazımız budur vesselam…

  • üsküdar,lı mithat

    sevgili dostlar hayata şeş cihetten bakanlardanız tabiki derunine,Nezih abi için az bile yazmışsınız teşekkürler ama sırları sırlamak edeptendir birgün yollarımız kesişir tanışırız, fakir Nezih abi için bir tek şey söyleyebilir o ERKİŞİDİR,, aşkla kalın.hizmetnişin.