Arabistan'da ilahi konseri

dsc06712.jpeg
Foto:Arzu Erguner
(Arşiv’den)

Dünya kültür teşkilatı UNESCO’ nun Fransız komitesi, Basra körfezinin kıyısında sıralanan Arab Emirliklerinden Ebu Dabi’de ve el Ain’de fakire ilahi okuttu. Değerli ve kadim  dostum neyzen Kutsi Erguner, San’atçılar: Derya Türkkan ve Hakan Güngör’le gerçekleştirdiğimiz iki konserde ilahiler,  bir zamanlar Osmanlı’nın arka bahçe duvarı olan, Bağdat valılığıne bağlı bu yörede iki gün çınladı durdu.

Eski bir İslam toprağı olduğu halde günümüzdeki yağmacı dünya düzeninin muhteşem bir tiyatro kumpanyası görünümüne ulaşan bu ülkede, kısa da olsa bir İslam rüzgarı esti. Para dolaplarına sıkışmış şeytanın tezgah açtığı bu yerde, yılışık beton yığınları arasından zorlukla  uzanarak “beni kurtarın…” der gibi feryad eden, cılız minarelerden, günde beş vakit yükselen ezanlardan başka hiçbir islami çizginin yer almadığı, petrol karasına bulanmış bu toprakta biz, dört akıllı saatlerce ilahi okuduk.

                Tac maarifet tacıdır sanma başka tac ola
                Taklit ile tok olan hakikatte aç ola..

Diyen Anadolu sufi şiirinin ölümsüz  dizeleri ile, yüz yıldır dünyanın haramzâde gavur zenginlerini taklide yönelmiş Arap ümerası ve onların mâlâyânî güdümüne düşerek feleğini şaşırmış necip Ümmeti Muhammedi dize getirmeyi denedik. Yola geldiler mi ? gelirler mi ? akılları erer mi ? bilmeyiz. Bizden söylemesi. Onlardan dinlemesi. Görevini yapana aşk olsun !

dsc06615.JPG  dsc06624.jpeg

Konserlerden önce Kutsi Erguner sadece kızların kabul edildiği üniversitede “Türk Tasavvuf müziği” konusunda bir “workshop” düzenledi. Toplantıya on onbeş kadar örtülü hanım iştirak etti. Çepeçevre dizildiler. Çoğunun yüzleri, açıktı. Bir hanım öğrenci, resim çekenleri farkedince “hicabını” kapadı. Ben elimde bendir Kutsi Erguner’in sol tarafında oturuyordum. Arap ırkının en güzel kadınları karşımıza sıralanmıştı.

Aman Allahım ! mesture bir üslüman kadının bu derecede güzel, alımlı, çalımlı ve asil duruşlu olanına ilk defa rastlıyordum. Yıllarca ondokuzuncu yüzyıl Batılı Oryantalist ressamların biraz da abartarak bize gösterdikleri o muhteşem doğulu kadın tabloları canlı olarak karşımdaydı. Hepsine tek tek bakmak, dakikalarca bakmak istiyordum. Ortam müsaade etmiyordu. Sonunda başardım.

Olağanüstü bir kaçamak bakış operasyonu ile cümlesinin hakkından geldim. Toplantının sonuna doğru artık hiçbir yüzün yabancısı değildim. Kıyafet ve oturuşları da tanıdık olmuştu. Genellikle siyah olan giysilerin arasında lacivert renklere de rastlanıyordu. Başı örten eşarpların envai çeşitleri vardı.

Gelenek gelişse bu hanımnefendiler için defile tertip edilse herhelde tiksinti veren Batı defilelerinden çok daha asil ve edepli defilelere tanık olabilirdiniz. Bu hanımlar en azından yıldırım çarpmış telgraf direği gibi yamuk bacaklarını gösterip yengeç yürüyüşü yapan kurumuş İngiliz, Fransız, İtalyan mankenlerini defalarca gölgede bırakırlardı.

dsc06649.JPG  Bir kalenin bahçesinde yapılan ilk konser başarılı oldu. Kalabalığın hiç kımıldamadan oturduğunu gördüm. Bir halının düğümleri kadar yeknesak ve hareketsizdiler. Yılların tecrübesi bana bir konserde “dinleyen” ve “dinlemeyen” insanları farketmeme neden olmuştu.

İnsanlar eğer dinliyorsa, salondan nefes sesi dahi duyulmaz.. Uzaktan hiçbir kıpırdanma görülmez. Eğer dinlemiyorsa hışırtı ve mırıltının arkası kesilmez. Sıkılırlar. Ayaklarını uzatıp başlarını kaşır, etrafa bakınırlar. “Ne zamana bitecek..” der gibi. Bir konseri dinlemek için para verip salona girmek yetmez.. Kulakların uydu anteni gibi olması gerekiyor.

Ebu Dabi’deki ikinci konser  ne yazık ki duyuru hatası yüzünden yeterince dinleyici toplayamadı. Bir başka sefer yine buluşuruz diyerek defteri kapadık.

“İttihat” hava yollarının Boeing uçağı ile dört saat havada kaldıktan sonra Yeşilköye indiğimizde  uçak pistinden yükselen yağlı lastik kokusu dahi vatan hasretini gidermeye yetmişti. Bu ülkeden dört gün dahi ayrılmak azap veriyor. Orada eloğlundan aşırma, ithal malı, batı uygarlığının tapınakları olan iki fevkalade çok yıldızlı lüks otelde kalmıştık.

dsc06654.jpeg   dsc06679.jpeg   dsc06640.JPG

Altı yıldızlı “Entercontinental oteli”nin bizim tek yıldızlı bayrağımızın yanında bir kümes kadar değeri olmadığını düşünüyorum.

Bu yazı Kaptanın seyir defteri kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • Bu yazıyı bitirdikten sonra dostumuz Seyfeddin Ünlü’den bir yorum geldi. Yahya Bin Muaz’a ait dizilerin yer aldığı bu yorum aslında Hz. Mevlana’nın “her zerre çılgındır” başlıklı nutkuna aitti. Ancak yukarıdaki yazımızın giriş bölümüne uygun olduğu için ayrıca buraya alıyorum:Sayın Ünlü’ye teşekkürler.

    “Ey İnsanlar
    Görüyorum ki evleriniz
    Rum Kayserleri evine
    Lüks hayranlığınız,
    Kisra’nın tutumuna
    Servet peşinde koşmanız
    Karun anlayışına
    Saltanatınız firavunun saltanatına
    Nefisleriniz Ebû Cehil’in nefsine
    Gururunuz Ebrehe’nin gururuna
    Yaşayışınız sefihlerin
    yaşayışına benziyor.
    Allah için söyleyin,
    Muhammedî olanlar nerede?”
    Yahya bin Muaz

  • Adil Bora

    Tac maarifet tacıdır sanma başka tac ola
    Taklit ile tok olan hakikatte aç ola

    Hosgeldiniz Üstad, özlettiniz

    Teşekkür ederim. ben de özledim. Neye yarar ki gittiğim yerde Araplar enterneti henüz lüks sayıp yüksek ücret talep ediyorlar. Çekimserlik değil, uygarlık tarifinin büyüsü bozuluyor. Vodafon da çalışmadı. Dört gün dilsiz ve sağır kaldık. Rabbim beterinden saklasın.

  • Hakkı Farukoğlu

    Nezih Bey yapmış olduğunuz gözlemlere katılıyorum fakat Arap kardeşlerimiz de fena işler yapmıyor. Mesela Suud kralı her sene milyonlarca Kur’an-ı Kerim bastırıyor. İslam tebliği için milyonlar harcıyor. Bunun gibi yüzlerce iş… Bunlar da kötü hizmetler değil. Öte yandan herkesten de bir Osmanlı zerafeti beklemek iyimserlik bence…
    ***
    Hizmet görev, hiyanet çirkindir. Ayrı kalemlerde mütalaa ediniz. El HarezmÎ’nin “el Cebr vel Mukabele” kitabına göre Bir eksi pek çok artıyı götürüyor.

  • ismail

    “Bizim Düşmanımız 3 tür; Cehalet,Zaruret,İhtilaf, bu 3 düşmana karşı,Sanat,Marifet,İttifak silahıyla cihad etmeliyiz”.

    Altı yıldızlı “Entercontinental oteli”nin bizim tek yıldızlı bayrağımızın yanında bir kümes kadar değeri olmadığını düşünüyorum.
    Üstadım DÜŞÜNMEYİNİZ,HAKİKATTEN KÜMES DAHA DEĞERLİDİR.

  • Ayşegül

    Ah Hocam,
    Ne güzel ifade etmişsiniz, tek yıldızlı bayrağımız altında yaşadığımız özgürlüğümüz….Bunu elde etmek için dökülen kanlar, verilen canlar. Hala verilmekte. Bir de kıymeti bilinse?
    Memleket toprağıda sizi çok özledi Hocam.

  • Dünyanın en güzel bayrağıdır. Yıllardır yabancı ülkelere giderim, gönderlerde sallanan o ülkenin bayrağına gözüm takılınca irkilirim. Hiç ay yıldızlı olmayan bayrak olur mu ? diye. Hiç alışamamıştım. Bizim Kutsi Paris’e yerleşti. Evlendi çoluk çocuk sahibi oldu. Pariste aldığı evin penceresinden Eyfel kulesi görünüyor. Ama üzerinde ay yıldızlı bayrak yok.. Fransızların “trikolor”u var.. Hafazan Allah.

  • Kutsi’den cevap geldi:
    “Nezih Bey,
    Hiç bir zaman Eyfel kulesinin uzerine fransiz bayragi asilmadi ve de evimizin penceresinden Eyfel kulesi gozukmuyor.Eyfel kulesi ile kible bizim evde iki ters istikamet olusturuyor, yani yuzunu Eyfel’e donduren kibleye arkasini donmus oluyor, Allaha sukur Eyfel kulesi hiç bir zaman benim istikametim olmadi.Vesselam”

  • Adil Bora

    Ama siz Eyfel kulesinde bayrak var demiyordunuz ki. Sadece üzerinde Ay yıldızlı bayrak yok diyorsunuz. Bir de Fransızların üç renklisi var diyorsunuz. Bu da yazarlık tekniği demeden demiş gibi yapmak. Selamlar,