Tebliğ baskıya sığmaz

Vahhabî eğilimli baskıcı bir yoruma cevabımdır:

"Namaz Allah’a (c.c.) ibadet için kılınır, kimsenin kimseye neden namaz kılmıyorsun ? demeye hakkı yoktur. Namaz kılıp kılmadığına dikkat etmeye dahi hakkı yoktur. Kimin kılıp kimin kılmadığını ? nerede ve nasıl ? kıldığını kim nereden bilecek ? Kul ile Yaradan arasına kim ne sıfatla girecek ? Kul’a Namazı Allah sorar, siz soramazsınız.

Bu soru tesadüfen dahi sorulduğunda namaz ibadetten çıkar, gösterişe dökülür. Lütfen iman konularında daha nazik ve dikkatli olunuz. Kraldan fazla kralcı olmayınız. Tavrınız Gayretullaha dokunabilir. Mümin kalbi nâziktir rencide olur. Ehli sünnette bu üslûb yoktur. "La ikrahe fiddin" var. Kimseyi dinden soğutmayınız.  "Emri bil ma’ruf-nehy-i münker"i aşmayınız. Ezan vaktinde namaz kılamayanın "keşke camide olsaydım…" şeklindeki üzüntüsünü dahi ibadet kabul eden Rabbülalemin’i hatırınızdan çıkarmayınız.  

Tebliğ ve ikaz’dan şaşmayınız. İkaz vardır, tenbih yoktur. İsrar hiç yoktur. İslam’da ibadetsiz itikat mümkündür. Siz silahlı ilkel Vahhabî misiniz ? “namaz kılmayanın katli vaciptir" ” diyerek kan döken Vahhabîler, zaman aşımına uğramıştır. Tebliğ baskıya sığmaz. Sizinki baskının da ötesinde, düpedüz tehdid.
saygılar sunarım"

Bu yazı Günün Çilesi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • Hayrunisa Erkmen

    Ah yazık vah yazık. Herkes bu gençlerin kafasını karıştırıyor inanç, kültür, memleket farkları ile kavga gürültü çıkartıp halkın cebinden parasını aşırıyorlar. Hep hırsızlıkları anlaşılmasın diye bu uydurma kavgaları kışkırtıyorlar. Hiç değilse bugünün gençleri, siz bu oyunlari bozsanız ya benim evladım. Okullarınızın öğretmenlerinizin emeğini boşa çıkartmayın, hadi benim kuzularım. Müslüman inançlı gönüllerinize sevgi merhamet, başlarınıza akıl, bilgi, görgü, edep doldurun benim kahraman oğullarım kizlarım, bak üzmeyin yaşlı büyüklerinizi.

  • İsmail

    “Şeriat- ders verdiği- ahkâmın (hükümlerin) hakâikini (hakikatlerini) tarîkat; zevkiyle, keşfiyle ve ondan istifadesiyle ve istifâzasıyla (feyz almak) o ahkâm-ı şeriatın hak olduğuna ve Hak’tan geldiğine bir burhan-ı bâhirdir (açık,parlak delil).”

    Eğer ki Tasavvuf gibi bir oluşum sistemleşmese idi -gerçi ilk mürşit Cenabı HAKK, ilk Mürid Hz. Adem a.s.dır malumunuzdur- hafazanALLAH Fukaha elinde bu din ne olurdu ? bilmem. Dünyada fukaha ya bakıp müslüman olan var mı ? bilmiyorum amma İbni ARABİ hz. lerine ,Mevlana hz.lerine, Rabiatül ADAVİYYE hz.lerine bakıp da MÜSLÜMAN olan çok onu biliyorum. Bi de bu nevzuhur Vehhabiler türedi. ALLAH onların şerrinden de bizleri MUHAFAZA buyursun. Her şey HARAM. Aman ALLAHIM. ALLAH’ın HARAM ettiğinin dışında kim? neyi? neden? HARAM eder, bugüne kadar anlayamadım.? Anlayan varsa beri gelsin efendiler.

  • Hüseyin Yavaş

    İşte bu uslub tam bir tasavvuf erinden beklenirdi, taasup ehli taş atarlar, teferruatlara girerler, yahu herkes zannına göre Allahı bilir, hiç dua bilmesede besmele okuyarak namazda kılabilir, önemli olan abdiyetini bilmesi, mürşide Allah ile kul arasına giriyor diyorlar, zahitler tam tersi, Allah ile kul arasını yapıyor. Hakka emanet olun.

  • İsmail

    Konumuzla alakası yok amma aktarmalıyım diye düşündüm ve aktarıyorum.Erbabının malumudur ama benim için hoş tesadüf oldu.

    Fransız din tarihçisi profesör Paul Fenton en eski Kabbala metni olan Sefer Yetzira’nın en kadim nüshasının Kuzey İspanya’da bulunduğunu ve yazılış tarihinin İbnu’l-Arabî’nin vefatından yaklaşık elli sene sonraya -1290- tekabül ettiğini söyledikten sonra şöyle bir dehşet isbatta bulunur ve bunu yayınlar: En eski Kabbala metni İbnu’l-Arabî’nin el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye’sinin bir bölümünün aynen tercümesinden ibarettir.

  • Nezih uzel’den Vahhabîlik üzerine not:
    “Namaz kılın” diyorlar “pekiyi kılalım, namaz Allah’ın emri siz söylemeseniz de kılacaktık, iyi oldu hatırlattınız”. diyoruz arkadan bir daha soruyorlar “kıldınız mı ? ” İşte orada Vahhabilik başlıyor. Bir takım müslüman kardeşlerimizin huy edindiği bu davranış, 250 yıllık bir sosyo-politik akımın ürünüdür. Bu hareket “devrindeki şartlara bağlı haklı, fakat ilkel bir çöl başkaldırısıdır. Bir takım kötülükleri yok etmek istemiş, ne yazık ki, dünyamıza bir başka kötülük getirmiştir. İslamda yeri olmayan baskıcı bir din görüşü geliştirmiştir. Her reaksiyon hareketinde olduğu gibi Kötüyü kötüyle yok etmeye çalışmıştır. 1745 yılında Arab yarımadasında İbni Teymiyye ekolünden Necit’li Abdülvehhab ile ibni Suud’un Deyriyye kasabasında birleşmesinden doğan Vahhabiliğin devreleri vardır: Bunlar ilk zamanda “namaz kılmayanın katli vaciptir” dediler ve ilk devrede 6000 şii öldürdüler. Mekke’yi ele geçirdiler. İlk cuma hutbesinde İbni Suud Kabe’de minbere çıkarak Mekkelilere :” dedeleriniz imansız öldü…” dedi. Makarrı Hilafet ve Saltanat İstanbul, dehşet içinde kaldı. Yavuz Sultan Selim’den beri Bir Osmanlı toprağı olan o yörede, Sultan II. Mahmut Mısır Paşası’na emir vererek bunları yakalattı. Osmanlı hukuku bu takımı “yeni Hariciler” olarak yorumladı ve Mekkizâde fetvasıyla İstanbul’da idam etti. Ancak hareket sona ermedi. Vahhabiler üç dönem daha yaşadılar. Şimdi, adı üstünde, aile Suudî Arabistan’ı yönetiyor. Bizim ülkemizde de serpintileri var. Birisi size “neden namaz kılmıyorsun ?” derse o “Vahhabî’dir. Bu soru “Ehli sünnet vel cemaat” geleneğinde geçersizdir. “Din etiğine aykırıdır”

  • Adil Bora

    Acaba şuur altında öfkeye yol açan düşünce ibadetlerini ne için yaptıklarını unutup; “- Ya Hu! Ben Hak emirlerine uyup nefsim ile mücadele ediyor Dünya nimetlerinden elim eteğim cekiyorum, bir de sunlara bakınız onlar benim gibi yasamıyorlar. Müslüman benim gibi olmalidir. Değil mi ki onlar benim gibi değiller. O halde müslüman da değiller. Bunların katli vaciptir.” midir? Yazık değil mi işin kolayına kaçıyorlar. Varsa ilimde birisinden üstünlükleri haydi ilim konusalim. Kardeş değil miyiz? Birbirimizi kırmaya bu asırda da dur diyemedik mi halen?

  • selime

    Acaba bu eğilimler şuan bizim topraklarımızda devam eden tarikat geleneklerinin içinde de var mı? Bazı tepkiler kadına, uygulamalara, ibadetlere ilişkin; vehhabi tepkisini çağrıştırıyor.
    Aslında vehhabilik anlayışını suudi topraklarında bir süre bulunmasa idim ve tasavvufu da kendi çapımda anlamaya uğraşmasa idim fark edemezdim.Medinede mescidde ravzaya girmeyi beklerken ülkeler ayrı ayrı yerlere oturtulup her topluluğun başına o ülkenin dilini konuşan vaizler konuluyor.Bu vaizler kendi din anlayışında nasihatlerde bulunuyor.Bizim insanımızda fark ettiğim, islamın en güzide yerinde, özüne fiziksel olarak da bu kadar yakın bulunduğu noktada duydukları bu ağır/sert/kesin ifadeler karşısında aciz kalıyorlar, dışlanıyorlar.Kimi o ifadelere sarılıyor, kimi zaten anlayamadığı için yabancılığı ile kalıyor.Elbette oraya girişin, bulunuşun bir adabı erkanı terbiyesi var fakat bizi din konusunda hizaya getirmek şeklinde olmamalı diye düşünmekteyim.Bu kısım konu dışı oldu bağışlayın.

  • Evet vardır ! Maalesef cumhuriyetten sonra karşı devrimin içine sızdığı eski tarikatlar veya yeni kurulanlar arasında Vahhabî etkisi şiddetle sürüyor. Ülkenin din konusunda çektiği sıkıntıın kaynağı bu. Laikleri çılgına çeviren kaynak da bu… Çölden çıkma Vahhabî sosyo-politik hareketi, Ortaasya Horasan temelli Türk tasavvuf neş’esine bütünüyle terstir. Bu yöresel yaşam tarzları ile ilgili bir yorum farkıdır.

    O görevli vaizler Suudî mi ? eğer öyleyse vay o hacıların haline ! nasihat diye çöl arabının kafasını şırınga ediyorlar demektir. Dışlananlar muhatapları değil, kendileridir. Din konusunda onların “hiza ” dedikleri şey, kendi ilkel görüşlerinden başka bir şey olamaz. Vahhabiler kendilerinden başka kimseyi müslüman saymazlar. Eski Vahhabi saldırısının yeni bir versiyonu…

  • Sayın Adil Bora:
    İş daha da çapraşıktır. “Onlar neden benim gibi müslüman değiller, o halde müslüman değiller” konseptini biraz daha eşelerseniz altından çok daha korkunç şeyler ortaya çıkıyor: Bu sorudan sonra zımnen sordukları soru şudur ” Biz İslama uymak ve ebedi hayat kazanmak için bunca çaba harcıyoruz, bunlar neden o çabayı göstermiyorlar ? bu dünyada üç beş yıl sıkıntı çekerek ahreti kazanmak varken, neden bu hesaba akılları ermıyor ? ” Ve sıkı durun sayın Bora, en tehlikeli soruya sıra geliyor:”Acaba bu hesap yanlış mı…?” Bu noktadan sonra zavallı adamların imanı sarsılıyor, güvenleri yok oluyor, öteki dünyaya ait yatırım hesaplarının altı üstüne geliyor. Bir boşluğa düşüyorlar. Buna siz sebep oluyorsunuz ve size düşman oluyorlar. Çünkü imanlarını sarstınız, manevralarını bozdunuz. İmanları derunî ve samimi olmadığı için ve Allah (c.c.) ile kumar oynar gibi ” üç koy beş al” cinsinden bir alışveriş olduğu için, tüm sistem çöküyor. “Acaba biz boşuna mı bunca yıl namaz kılıp oruç tuttuk ?” diyorlar ve her namaz kılmayan, oruç tutmayan onlar için ızdırap kaynağı oluyor. İmanlarını yalanlayan bir kaynak hoşlarına gider mi ? Bana eski bir tarihte birisi: “namaz kılmayan eşektir” demişti, “sen kılacaksan kıl, kimseye karışma…” dediğimde de “rahatımı bozuyorlar” demişti. O zaman namaz kılmayanlara neden kinlendiklerini düşünüp bu sonuçlara varmıştım. Selam.

  • HÜSEYİN YAVAŞ

    Peki Sayın Uzel bir insanın bir ibadeti yapması acaba kendi cüzzi iradesinde mi yoksa Cenabı Hakkın iradesinde mi?Herşey Cenabı Hakkın Hadi ve Mudil esmalarında gizli sizin bahsettiğiniz Ortaasya Horasan temelli tasavvuf anlayışından yetişen bir insanı kamil elbetteki bu sırra vakıf olur olmayan ben yapmıyom der.Dergahlarda bir söz vardır asitanı evliyaya davetli olanlar girer içeri gelmem dersen sokmazlar ki giresin.

  • Adil BORA

    Hacca gelmis adama dini teblige hacet mi var. Sen Sam amca’ya dunya petrol rezervlerinin buyuk bir kısmını ipotek ettirirken sana kimler tebigde bulunsun a saskın. affnıza sıgınarak.

  • ingilizler-ve-araplar2.jpg

    Yetmişli yılların ortalarında bir gurup Suudi genç kendilerini Harem-i şerife kapatarak Suudilerin iktidarı bırakmasını, Arabistan’da Cumhuriyet ilan edilmesini ve Amerikalı’ların Dahran üssünden çekilmelerini istedi. Suudîler dört bin polisle Kabe’yi sardılar, ancak kendilerine güvenemediler. Fransızlar’dan yardım istediler. Fransızlar iki saat sonra ellerinde zehirli gaz tüpleri ile Cidde hava alanına indiler. Suudi polisine bunları nasıl kullanacaklarını öğreteceklerdi.Vakit olmadığı için Fransızları Arap elbisesi giydirerek -o hırıstiyan ayağının asla basmayacağı- Harem-i Şerife soktular, Fransızlar 750 genci gaza boğup öldürdüler, geri kalanları da Suudî polisi oracıkta boğazladı. Suudi ailesi bunu dünyaya İranlı’lar yaptı diye ilan etti ve bir taraftan gizli bir anlaşma ile hizmeti geçen Fransız hükmetine % 30 eksiğine petrol sattı. Devrin Fransız Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing’in imzası ile gerçekleşen bu operasyonun Fransız kumandanını, ölümünde Fransa’ya hizmet etmiş büyük insan ölülerinin gömüldüğü Panteon’a koydular ve bu olay o zaman ortaya çıktı. Suudi Arabistan’da alkollü içki yasaktır, fakat Suudî prensleri Batı’daki lüks otellerde gizlice şişeler dolusu alkol devirirler. Bu ailenin sırrını kimse çözemez.

  • İsmail

    Demek ki Cenabı HAKK bizde bir eksiklik gördü ve oranın hadimliğini o suudilere verdi.Ki onlar vahhabilik adı altında orada ne kadar mubarek mekan varsa hepsini tarumar ettiler ve hala daha tarumara devam ediyorlar.Ne diyelim Cenabı HAKK bizlere tekrar Hicazın Hadimliğini nasip etsin, bizleri o seviyeye çıkarsın.Eksiğimiz çok. Çok şeyleri yitirdik.

    Not;Şu anda Kaknüs yayınlarından çıkmış,”Dervişler arasında 2 hafta” adında,Carl Vett adında 1870’de Kopenhag’da dünyaya gelmiş bir Batılının Hatıratını okuyorum,Bu Batılı Menemen olayından dolayı şehit olan ESAD ERBİLİ efendi Hz.’nin Kelami dergahındaki, dervişler arasında geçirdiği 15 günlük ruhani deneyimini anlatıyor.Aman YARABBİ o tasvir ettiği, içinde yaşadığı o tekke hayatı ne kadar ULVİ bir hayat tecrübesi imiş.O hayat gidince işte böyle güdük kaldık. GÖRELİM MEVLAM NEYLER, NEYLERSE GÜZEL EYLER.

  • Yavuz 1552’de Mısır’ı fethettiği zaman ilk cuma hutbesinde hatip, sultan için “sahib ül hac ü haremeyn” demiş, Yavuz oturduğu yerden seslenmiş: “hayır ! hadim-i hacc ül haremeyn ” Osmanlıların mukaddes topraklara hizmeti dört asır sürmüştür. Dört Asır Osmanlı sultanları ve toplumu Kabe-i Muazzamayı, Ravza-i Mutahhara’yı ve İslamın en güzide yerlerini başında taşıdı. Her yıl oraya “sürre alayı” adı altında hediyeler ve işlemeli Kabe örtüsü gönderdi. Sultan Abdülmecid Kabe-i şerife altın oluk yaptırdı. Peder Merhum Çanakkale harbi gazisi Tabib Binbaşı Mehmet Muhlis (Uzel) son sürre alayının görevli doktoruydu. Kendisine Hac nasip oldu. Neye yarar ki herşeyin bir sonu var. Mekke şerifi Hüseyin, İngilizlerle bir olup Osmanlı’yı oradan kovdu. Bir “siyasi propaganda” ve “kütlesel beyin yıkama” meşheri olan “Birinci Dünya savaşı” bu hizmetin sonu oldu. Allahüalem. Tesbitiniz yerindedir.Elhak doğrudur, Hakk C.C. yolunda hizmette kusur edenler “yolsuz kalır” Demek bizim bilmediğimiz birşeyler oldu.

    Sözün ettiğiniz kitap iki ayrı mütercim imzasıyla iki yayın evinden 2004’te iki defa yayınlandı. Ülkesinde çıktığında dahi pek ilgi görmüştü. Dergahlar siyasi çekişme alanlarının dışında kalabilseydi yaşardı. Ne çare ki Şeyh Sait’ten beri bu bir kader… Erbilli Esad efendi ve İskilipli Atıf Hoca aziz İslam şehitleridir. Üzerlerinden “resmi tarihe” bağlı ağır siyasî propaganda yükü kalktığında anlaşılacaktır.

  • Nezih Uzel’den not:
    “Takriri sükun” devrinde bastırılması zor olmayan bir isyanı bahane ederek Dergahların kapatılması Türk kimliğine ağır bir darbe vurmuştur. Bu kurumlar devletin Laik dönüşümüne başarıyla uyum sağlayabilirlerdi. Temel yapılarında yer alan “tolerans” ve “ulul ü emre itaat prensipleri” Hem “laiklik” hem “İmparatorluktan ulusal devlete” dönüşüm için yeterliydi. Siyaset bırakmadı. İsmet İnönü’nün ittihatçı esintilerden kalma gerillacı ruhu, devrin başbakanı Fethi Okyar’ın demokrat karakterini aşınca, Gazi de gaza geldi ve bu işler oldu.

    Hakk yolunun yolcusu gerçek şeyhler ve dervişler sahneden çekilince ortalık çakallara kaldı. işte böyle Arab çölünden çıkma ilkel Vahhabîler söz sahibi oldular. Türkün tertemiz Orta Asya Horasan geleneğinden kalma muhteşem tasavvuf neş’esine rakip çıktılar. Güzelim doğa’yı kum çöllerine kurban ettiler. Ruhumuzu kurutmaya and içtiler. “Banim gibi değilsen Müslüman değilsin”i bunlar icat etti. Tanrı ile aramıza girmeyi deneyenler onlardır. Türkiye şu anda dahi onların gölgesindedir. Dergahlar ve tasavvuf denge unsuruydu. Yüzyıllaf bu dengeyle geçti. Şimdi meşru zemin altımızdan kaydı, kurun bakalım dengelerinizi…

    Sultan IV. Mehmet zamanı II. Viyana seferinde ordu bozuldu. Asker İstanbul’a dönüş yolunda Varazdin’de isyan etti. Yeniçeriler paşalarını dinlemediler. İstanbul’a doğru yürüdüler ve gelip Hilafet merkezini altı gün tarumar ettiler. Şehir yandı yıkıldı… İstanbul Bizans İmparatorları zamanı çıkan isyanlarda olduğu gibi günlerce eşkiya elinde kaldı… Bu bozgun askerini nasihatle yola getiren bir kişi çıktı: Celvetî şeyhi Atpazarlı Osman Efendi… Şeyh hazretleri azgın,hilekar ve psikopat Yeniçerileri hizaya getirdi, kinleri, hırsları, teröristleri, yağmacıları, yatıştırdı, kaatillerin, hırsızların yakalanıp ceza görmelerine önayak oldu. herkese barış sağladı. Devlet düzeni yeniden kuruldu. İstanbul’a huzur geldi. Silahdar Fındıklı’lı Mehmet Ağa bu olayı tarihinde saat saat yazdı. İşte şimdi şu devleti PKK eşkiyasından kurtaracak böyle tek bir akıllı adam yok. O efendiler Hakk yolunda cehd sahibiydiler. Cessur ve kararlıydılar. Kuşça bedenlerini hiçe sayarak İbadullaha ve Hakk yoluna hizmet ettiler. Ruhları şad olsun.

  • İsmail

    Mekke şerifi Hüseyin, KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ’ın anlattığına göre,Babasının yakın arkadaşı imiş ve şöyle demiş” Biz hata ettik, yanlış iş yaptık”

    Ayrıca araplara Hz. Peygamber efendimizin yüzü suyu hürmetine saygı göstermeli-mi- yiz?

    İngilizler savaşta “Türkler din değiştirdi, Alman dinine girdiler, Almanlar İstanbul’da Halife’yi hapsettiler, siz de artık başınızın çaresine bakın” dedilerse, zavallı Arap da buna inandıysa, ne yapsın bîçare…? Alman’a silah çekiyorum, Halifeyi kurtarıyorum diye yola çıkmış, yanlış değil, çok doğru yapmış. Siz birinci dünya harbinin tarihte yaşanmış en ileri boyutlarda “yalan muharebesi” olduğunu biliyormusunuz ? Bu çeşit propaganda muharebeleri bu gün de var…

  • betül

    hocam konuyla ilgisi yok ama dün uzun bir aradan sonra ilk defa tarihin arka odasını izledim ve haftaya sizin konuk olacağınız haberini aldım çok mutlu oldum sabırsızlıkla bekliyoruz

  • Haftaya değil, ondan sonraki hafta. Haftaya kısmetse Ankara’da olacağım.

  • Sayın İsmail bey,
    Elbette saygı göstermeliyiz, bir milletin tamamı suçlanabilir mi ? önce Peygamber efendimiz ve saniyen o kavmin içinde bulunması muhtemel olan Allah dostları adına Araplara hörmet şarttır. Bu her kavim için böyledir. Hiç bir kavim topluca suçlanamaz .Kavimler tarihsel yaşamları boyunca çeşitli siyasi krizler ve dalgalanmalar yaşayabilirler, bir takım uğursuz şeflerin eline geçebilirler. Kötü zamanlar yaşayabilirler. Hiç kimsenin aklına Hitler’den dolayı Almanları veya Stalin’den dolayı Rusları suçlamak gelmemiştir. Karakterleri farklı olsa da her kavim saygıya değer. “toplulukta rahmet vardır” mealinde bir hadis-i şerif duymuştum. Ayrıca topluluğun hata yapmayacağına dair bir inanış vardır.

  • Hayrunisa Erkmen

    Bir kavmin top yekün helak edilişinde bir Hikmet gizlidir herhalde. Toplum’un nitelikleri, vasfı, hülasa kamu vicdanı mensuplarının vicdanından vücut bulur kanaatimce. her toplum hakettigi gibi yönetilir derler. Diktator değilse şayet yönetici, o yöneticinin vebal’ine onu oraya getiren herkes ortak olur- Benim acizane yaşlı başlı kadın fikrim odur. Ancak başlangıca dönecek olursak din kimsenin sultasında idaresinde değil ki neden olsun, özüne aykırı bu. İçtihad kapısı kapanıncaya kadar dine katılan beşeri yorumlar o vakitten bu vakite cok tartismaya ziyadesi ile imkan vermistir. Simdi evlatlarim didinip duruyorlar abdesti bozanlar mezheplerde farkli farkli nedendir diye? Bas baglama usullerinden namaz kılarken isaret parmağını havaya kaldırmaya kadar bir dolu irili ufaklı farklılıklar ile herkes bir yol tutturmus gidiyor. Özü kaçırmamak lazım. Beşeri detaylarda boğulmadan. Hayır dualar ederim tum çocuklarıma ve hocalarına.

    Değerli Hayrunnisa Erkmen,
    Konumuz bir kavmin “helak edilişi” değil, topluca suçlanışıdır… “Helak”‘i bir suçun sonucu olarak düşünüyorsanız suçu cezalandırmak da Rabbülalemine nahsus olduğu için biz karışamayız, sadece suçun nedenlerini araştırarak aynı hatalara düşmemeye çalışırız. “Helak konusu” idrakimizin dışındadır.

    Sayfamızı teşrif ettiğinizden mutluyuz. Hakk (c.C.) size uzun ömürler versin. Gençlere tavsiyelerinize devam ediniz. Görüşlerinize muhtacız. (N.U.)

  • Hüseyin Yavaş

    Evet efendim yeniçerilerin isyanının bastırılmasında kullanılan yöntemi Sultan Abdülhamitte kullanmış.Aleviler ve Sünniler birbirlerine girmişler Sultan aklına hem sünni hem evladı resul olan Abdullah Haşimi (sivas kongresini Atatürk kendisine tertip ettirmiştir)Kimsenin ona itirazı olmamış ve olaylar sukun bulmuştur.Efendim pkk’dan daha birçok beladan bu ülkeyi kurtaracak birçok akıllı o eskilerden kalma güzel insanlar var asıl suçlu bence devlette bunları düşünecek hiç akıllı bir yönetici yok ki.

  • Ahmet Isparta

    Aziz Hocam,

    Açık sırr’ı şu cümlenizle ifşa ediyorsunuz sanki…

    “O efendiler Hakk yolunda cehd sahibiydiler. Cesur ve kararlıydılar. Kuşça bedenlerini hiçe sayarak İbadullaha ve Hakk yoluna hizmet ettiler.”

    Kınalızâde, Ahlâk-ı Alâî’de kâmil insanın ulaşabileceği en üst nokta olarak “adâlet”i işaret eder. Adâlet’i şöyle tarif eder: “İnsanda üç kuvve vardır. Bu kuvvelerin ifrat ve tefrit halinde olması rezîlet; vasat halde bulunması fazîlettir.

    Birinci kuvve, kuvve-i nutkiyyedir ve bunun evsâtı hikmettir.

    İkinci kuvve, kuvve-i şeheviyyedir ve bunun evsâtı iffettir.

    Üçüncü kuvve, kuvve-i gazabiyyedir ve bunun evsâtı cesarettir.

    Bu üç orta noktanın orta noktası (yani bir nevi altın orta) ise adâlettir. Bir insanda bu üç kuvve aynı anda vasat hâlinde bulunmadıkça âdil olamaz….”

    Bu idrâki tedris edecek mektepler ve bu ahlâkı tesis edecek edeb yuvalarına sudan çok, havadan çok muhtâcız…

  • İsmail

    “Nasılsanız öyle idare olursunuz.”

  • Doğrudur, ama artık usandık. Hep aynı kalmamak ve iyiliğe yönelmek için nerede hata yaptığımızı bulmaya çalışıyoruz. Bizi yönetenler de bizden, onları oraya biz koyduk. Acaba kim kusurlu ?

  • Sayın Isparta,
    Kınalızâde’nin kitabında “tedbir-i menâzil” adını taşıyan ve “çevre ahlâkını” konu edinen II. bölüm muhteşem bir sosyo-politik incelemedir. “Siyaset-i medine “adını taşıyan ve “şehir ahlâkını” içeren III. bölüm ise modern çağda, bu gün dahi ulaşılamayan bir medeniyet tarifidir. Kınalızâde Ali efendi, Kanunî devri ricâlinden Semiz Ali Paşa’ya ithaf ettiği “Ahlâk-ı Alâî” isimli eserinde Nâsırî Tusî’ye dayanarak “an’ane halindeki islamî telâkkiye göre ilm-i ahlâk tıbb-ı ruhânîdir” diyerek kanaatimce Viyana’lı Dr. Freud’den dört asır önce psikoloji ilmi’nin temelini atıyor. Selam ve sevgiler.