Yazık ! azınlık olduk

  Seksen yıldan beri ne dediysek, tersini söylediler:
Türk dili
-Hayır ! o Araptan Acemden derleme …
Türk edebiyatı…
-Hayır ! o bir sınıf Osmanlı’nın hayal dünyası…
Türk musikisi
-Hayır o Arap ve Acem musikisidir. Türk musikisini dağdaki çobanlar çalar…
– …
Türk mimarisî
-Hayır ! o Bizans’tır Mimar Sinan Osmanlı camilerini yaparken Ayasofya’yı taklit etti…
Osmanlı Sultanları
-Onların hepsi yabancı karılardan.
-Eski zaman paşaları
-Onların tümü Sırp, Hırvat devşirmesi
-Ya bilim adamlarımız ?
-Ya Yahudi, ya Rum
Türk yemekleri
-Olmaz !  onlar Yunan yemekleri…
Karagöz ? hat sanatı, tezhip,minyatür, ebru ?
Yabancılardan aşırma…
-Türk yaşam biçimi ?
-Öyle bir şey var mı ?
Türk parası, sermayesi
Virgin adalarında…
-Türk savaş uçakları nereden kalkıyor ?
-İncirlik Amerikan üssünden…

Dostlar ! geriye bir şey kalmadı… Türküm demeye yakında dilimiz varmayacak…“Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi artık müzelik bir eski eserdir. Yazık şu şehitler diyarı aziz vatanda azınlığa düştük

Uluslar arası toplantılarda ülkemizi temsil edenler halkın gerçek temsilcileri değiller… Kamu hukukumuzu korumaya and içenlerin hukukumuzdan haberleri yok. Ülkeyi yöneten kanunların aslı yıllar önce yabancılardan tercüme… Arka arkaya yapılarak hayata geçirilmeye çalışılan Anayasaların ülkede geçerli gerçek anayasayla bağdaşması mümkün değil. Seçerek gönderdiğimiz milletvekilleri bir takım karanlık güç odaklarının çekim alanı içinde… Ülkenin parlementosu hür ve bağımsız sayılamaz. 

Ne oluyor bu halk nereye gidiyor ? 

Savaş mı oldu ? biz bu savaşı kayıp mı ettik ? Neden asırlardır devlet kuran, yöneten ve yücelten Türk Devlet potansiyali böylesine kan kaybına uğruyor ? Neden devlet bir konuda siyaset oluşturabilmek uğruna bir idam mahkumunun plan ve projelerine gereksinim duyuyor ? Dünya değişiyor mu ? değişti mi ? Biz acaba bu değişiklikten nasip almıyor muyuz ? Devlet hakkından gelemediği, sindiremediği  eşkiyayı başında mı taşıyacak ?… Eşkıya dünyaya hükümran mı olacak ? Bir eşkiyayı telef edemeyen devlet, o eşkıya tarafından telef edilmiş demektir…

Yazık azınlığa düştük… Başım gözüm, devletim Rabbime emanet…

Bu yazı Baş Yazı kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • oral tosun

    Sevgili Nezih bey,

    Şimdi herkese soruyorum, cevabı aslında çok basit olan bir sorular bunlar;

    Bir ülkede o ülkenin rejimine karşı olanlar iktidar olursa ne olur?

    O ülke yükselir mi? Yoksa karışır mı?

    Bebek katili ülkenin rejimine karşı mı değil mi?

    O zaman ,düşmanımın düşmanı dostumdur.

    Olan budur.

    Yeni şehitler vermeye hazır olalım, belki de sıra bizde.

  • İstanbul’un fethinden sonra Türkler, daha lokal ve özel olan Türkmen idare sistemini bırakıp, imparatorluk siyaseti ile çemberi genişlettiler. Artık yörüklerin değil Asya ve Avrupa’nın hakimi ve dahi halife-i ruyi zemin olan bir hükümranlığın da sahibi oluyor.

    Her şey imparatorluğun üniter yapısıyla başlıyor. Bu yapıyı terk edip daha önce hiç olmadığı bir etnisite tanımıyla karşı karşıya kalması, hain evlat görünümü yaratıyor olabilir. Esasen saydığınız şeylere Türk deniyor, ithal cumhuriyetin ibtidası zihinlerde Türklüğün bir etnik kavim, bir coğrafyada yaşayan, göç eden, demircilikle uğraşan bir toplulukmuş gibi görmeyi dayattığı için, imparatorluk nitelikleri üzerimizde sırıtıyor. Bizim imparatorluk olup dünyayı yönetmemiz gerekiyor, gereklilik yerine getirilemediği için içeride birleştiricilikle ilgili sıkıntılar çıkıyor.

    Bir insan reis-i cumhur olduktan sonra mahalle muhtarı olabilir mi? İtibar ve onur kaybetmez mi? Muhtarlığı, kan dökerek elde etmiş olması tebasını kurtulmuş yapmaz.

    Peki niye ekmeğine yağ sürüyoruz gavurun? Çalışmayan adamın işsizlik beynine veya çenesine vurur. Bunu hem cenk yapamadığımıza yorabiliriz hem de hiçbir şey üretmediğimize. Akademisyen hanımlar mı yoksa evdeki hanımlar mı güzellik kaygısındadırlar…

    Halkına yabancılaşan birileri, gavurdan ithal ettiği korkut-yönet siyasetiyle bir avuç çapulcuyla (yemekle oynar gibi) oynayıp kaynaktan beslenebilmeyi keşfetmesi, cengaverliğin yerini memuriyete bırakmasına sebep olmuştur.

    Aklı başında kimse lafa bakmaz işe bakar. Şu imparatorluk gömleği tam otursaydı bir, gözümüze düğmeleri kamyon tekerleği gibi görünmezdi. Çoğalmazsak, azalırız… Tabiat kanunu

  • Değerli Zafer bey, öyle anlaşılıyor ki İkinci Meşrutiyet’in kanlı fikir tartışmaları sonunda gelip Cumhuriyet’in de gündemine oturdu. Son günlerde konuşulanlar bundan yüz yıl önce de vardı, şimdi yine geri geliyor. İsterseniz Fransız ihtilalinden başlayıp bu günlere nasıl geldik ? onu konuşalım, ne dersiniz ?

    “Aklı başında olan lafa bakmaz işe bakar” cümlenizin ışığı altında işe bakıyorum ve şunu görüyorum: 1992’de Sovyetler Birliği dağıldığında Rus’un üç çocuğu olurken, birlikten ayrılan diğer ulusların 7 çocuğu oluyordu. Şimdi sorun bakalım Türkiyede bir günde kaç Türk ve kaç Kürt doğuyor ? Herşeyi geçmişin fersude formülleri ile çözmeye çalışmak yerine insanlarımız biraz zamanlarını yaşasalar. Selam ve sevgiler. .

  • Evet, o tartışmalar inanılmaz, daha 10 yıl evvel şaşırıp kalırdık, yahu bu adamlar çıldırmış olmalı diye. Şimdikiler daha komik kalıyor, en son ordu şeffaf olsun diyen gördüm. Açılım üstüne açılım insaf don kalsın bari.

    Yüzyıl evvelden bir farkımız var ama, meşhur kırmızı çizgiler modası. Malumunuzdur, bu Gazze olayları o zamanlar olsaydı İsrail’e Türkler girmişti. O zamandan bu zamana uğruna ölünebilecekler gitgide silindi. Komşuda Müslüman’ı kesiyorlar biz seyrediyoruz, yüzyıl önceki adamı dumur ederdi eminim. Yani bu azınlığa düşürme siyaseti zorla olan bişey değil, biz utanıyoruz zenginliğimizi ifade etmekten artık. Bu gevşeklikte herkesin ağzının suyu akıyor, keyfe geldiler, her kuşun etini yedik, bi de şu pengueni tadalıma geçildi. Allah fazlasını yaşatmasın.

    Fransız ihtilali çok acaip bişey. Rahmetli Attila İlhan’ın çok sık kullandığı “dip dalgası” kavramı sanırım orası için uygun. Bu tabandan doğan ve yükselen hareketler her zaman hayırlı olur kanaatindeyim (gerçi mason yetiştirmesi Rousseau ile sine-i millet hareketi olması şaibe yaratsa da mason da oranın masonu neticede). Hayırsız olanı aynı şartları yaşamamış yerlere şablonların bindirilmeye çalışılması. Fakat bizim de romantik olmamızdan mıdır başlangıçta gelen şablonlar cazip gelmeye başladı. Gerçi sonraları Süleyman Nazif gibiler durumun kel alakalığını anlayıp tükürdüklerini yalasalar da, ihtilalin meyvelerini tadan iflah olmuyordu. Hiçkimse duramaz o resmin karşısında, doğru şeyler söylüyorlar çünkü.

    Ama işte bizim hiçbir zaman derdimiz olmayan şeyleri de bu iyi huyların yanında dert edinir olduk. Milliyetçilik nedir? Osmanlı’da milliyetçiyim deseniz, insanlar nereleriyle güleceklerini şaşırırdı herhalde. Öyle bir derdi olmamış ki, yüzlerce yıl adamın bakkalı rum, sarrafı yahudi vesairsei vesaire. Yine severiz kendisini ama bizde Türkçülüğün Esasları’nı yazan “Türk musikisi pistir, batı musikisi güzeldir” diyecek kadar da Fransa’dan ithal milliyetçiliği anlayamamıştır.

    Malumunuz Fransa’da Cumhuriyet tek kalemde kurulmuyor, belirli periyotlarla tekrar tekrar kuruluyor. Dip dalgası denen hadise orada olduğu için, her yeni süreçte adamlar daha stabil bir sisteme geçiş yapabilmiş. İşte bizde başlangıçta cazip görünen hadise, (meşrutiyetler biraz çocuk oyuncağı gibi onu ciddiye almamak lazım ama onlarsız da olmaz) cumhuriyetin ilk yıllarında, hamurun yumuşaklığının da verdiği kolaylıkla kavga dövüş götürmüşler bir şekilde. Fransa’daki gibi yeniden cumhuriyet kurulması gerektiğinde (askeri darbeler) daha belirgin hale geliyor donun bedeninin uyumsuzluğu. Benim tespitim, Fransız İhtilal’inin dünyaya verdiği nimetlerden bazıları özümüzde hiç derdi olmamasından dolayı dert sahibi yapması günümüzün garipliklerine katkı sağlamıştır. Müslim-Gayri Müslim ayırımı dışında bir ayırım yok, Kur’an hayatlardan çıktığı için sosyal durumlar çelişip duruyor. Hiç bilmese insan Hacc’a baksa herkesin ihramda olmasından gene çıkartması lazım bunu. Yok, anlatamazsınız ki…

    Bunun ihtisası sizde olduğundan ihtilalin bizde nerelere dokunduğu konusunda görüşlerinizi merak ederim.

    Sorduğunuz sorunun cevabı yok bende açıkcası, kim ne kadar kürt kim ne kadar türk, devamlı kız alıp verme olayı var. Sovyet de hakimiyetini Fransa gibi dil üzerinden yapmıştı, dolayısıyla diğer ulusların 7 çocuğunu da slav olarak görüyorum. Tabi bu tespit edilmeye kalkışılırsa kötü de olur sanki.

    Geçmişin formülleri ile çözümün pratikte bir yaptırımı olmuyor. Adama diyorsunuz bak bunlar şu zamanda bunları bunları yaptılar, şimdi de yapıyorlar aynısını diyorsunuz, hala devam ediyorlar. Atatürk’ün farkı bu çözümlemeleri farkedip icraata geçmiş olması. Türk’ün düşüneni değil yapanı makbuldür. Yapmak da zamanın konusu, devamlı çözümleme ve şikayet, elde ağırlık olmadan kolu aşağı yukarı sallamaya benzer. Millet yararına çalışan bir cemiyet kursanız ikinci gün tepenize binerler gerçi, orası da ayrı bir mevzu…

    Selam ile

    Nezih Uzel’den: Muhterem kardeşim kısa yaz, vallahi vakit yok… İftar saati yaklaştı. Fransız ihtilalinin Osmanlı’daki yankısını önceleri yazmıştım. Bu sayfanın arşivinden bulabilirsin. Özetle Osmanlılar Fransız ihtilalini “sokağın baş kaldırması” olarak görüp devletleri ancak asillerin kuracağını söylüyorlar. Sanki bu günkü rezillikleri görüyorlarmış gibi. Saygı ve sevgiler.

  • serdar

    yanlışsam düzeltin biz türkler hep azınlık değilmiydik osmanlı da selçuklu da memlukler de önemli olan bence nüfusun azlığı çokluğu değil organizasyon buna devlette diyebiliriz kurma becerisi tarihte bizden çok devlet kuran var mı tabi bunun tersi de geçerli tarihte bizden çok devlet yıkan da yok ben azınlık olduk tespitinize kesinlikle katılmakla birlikte bu konuda türk milletinin sağduyusuna güvenelim ve ümitvar olalım diyorum bilmem yanlış mıyım selamlar

  • Organizasyon kurabilecek olanların çoğunluğu diyorum. Hem organizasyon beceren hem de çoğunlukta olanlar devlet kuruyor, Sadece çoğunluk olduğunda organizasyon kuranların zamanla seslerini kestikleri ve başlangıç gücünü kaybettiklerini görüyoruz. Böylece akıl, mantık, vicdan ve erdeme dayalı, kısaca uygarlık anlamına gelen organizasyon gücünden mahrum kalan büyük halk kitleleri, işte böyle bu gün dünyada olduğu gibi oluyor. Bu noktada demokrasİ devreye girecekken grupsal ve kişisel çıkarlar salim bir gidişe engel oluyor. Neler neler oluyor da, daha neler neler olacak,tabii az çok farklarla hep aynıı şeyler olacak. Sayın Serdar, ibni Haldun’u okuyunuz. Rahatlatıcıdır. Ben “Mukaddimeyi” 82 yılında Bursa’da Çekirge’de, kaplıcada okumuştum. Selamlar.

  • Doktor Kongo

    Bir günde bir milyon Kürt çocuğu doğsa ne olacak yahu? Türkler azınlıkta kalsa ne olacak? Biyolojik gevezeliklerle mi tarihe ve bugüne bakacağız? Ben Türk’üm. Yedi ceddim Türk. Fakat Amed benim şehrim. Bursa’da Bingöllü Kürt kardeşimin. Halep benim. İstanbul Arap kardeşimin. Asabiyetin azı da çoğu da kalbe ve mideye zarar. Benden söylemesi. Bihaç’tan Kaşgar’a kadar kurulan bu ulular köprüsünün ruhunu anlamadıkça “devletiniz” güvende değil!