Savaşın adı ne ?

19049_10_jul_2007_020755.jpg

Türkiye’nin siyasi iktidarı Gazze’lilerin Türkleri çok sevdiğini zannediyor. Bu yüzden Gazzeli’lerle konuşmak için Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin rıcasını kırmıyor. Davudoğlu’nu Şam’a Babacan’ı Newyork’a gönderiyor. Milli Güvenlik kurulunun yaşlı paşalarından çıkan kararı Gazzeli’lere Amerikalı’lara Suriyeli’ler ulaştırmak için kolları sıvıyor.

Bu iktidar ve bu Milli Güvenlik Kururlu öylesine kendinden emin ki, adeta bir düdük çalarak Hamas’la el Fetih’i barıştırıp  füzelerinin önünü kesmeye çaba harcıyor… Sanki bunlar bu fevkalade önemli  bölge çatışmasını mahalle çocuklarının taş kavgası sandılar gibi…

Ortadaoğu’da yeni bir haçlı seferiyle tarihin en vahşi kapışmalarından biri yaşanırken bu olayın adını koyamayan bir iktidar ülkemizde re’s-i iktidardadır. Tek kelime yabancı dil bilmeyen, ömrü hayatında dünya olaylarını izleme gereği ve olanağı bulmamış bir başbakan, en az onun kadar yeryüzünden habersiz bir dış ilişleri bakanı ve boyu görevine uymayan  bir başbakanlık danışmanı Araplar’la İsrailli’leri barıştırma yolunda kulağı yanmış kuzu gibi bir oraya bir buraya koşuşturuyorlar. Aralarına tek bir işten anlayan dış işleri yetkilisi veya diplomatik uzman almadan…

Ara rejimlerden birinin asker kökenli bir başbakanı eski yılların  İran- Irak savaşında, devrin darbeci devlet reisinin emri ile Bağdad’a giderek her iki ülkeyi barıştırmak için liderlerinden randevu istemiş, alamamış ve yasaklı dönemde bu olay basına yansımamıştı.

Babacan Amerika’ya gidecek Davudoğlu Şam ufuklarında görünecek, Tayyib bey seksen yaşındaki SuudÎ krallı ile görüşecek ve bu kanlı savaş şıp diye sona erecek… Bu iktidarın içinde buna inananlar var…

3293.jpg
Ajanslar Davudoğlu’nun Şam’a gidişini Suriye ve Fransız devlet başkanlarının konuşmasına iştirak etmek üzerek diye verdiler…bu ne demektir ? İki Devlet başkanı görüşürken bir başka devletin başbakanlık danışmanının orada ne işi var…? Gelen resimlere dikkat ediyorum, hiç birinde bizim değerli Davudoğlu’nun çizgisi bile yok… Bu nasıl bir protokol bilinmezidir ki aklım ermedi…Bir zaman bir Türkiye dış işleri bakanı Amerika’da devrin savunma bakanının evine sabah kahvaltısına gitmek istemiş o da randevu alamamıştı.

Türkiye’de şu anda içinde bulunduğumuz tehlikeyi  enine boyuna fark edecek, soğukkanlılıkla hazmedecek, dünyaya ve yurttaşlarına anlatacak  ve gereğini yerine getirecek tek bir devlet adamı  görülmüyor. Bunun adı “Kahtı ricaldir.” Eskilerin pek anlamlı olan bu politik değimine günümüzde “büyük adam eksikliği” denebilir. Eski adamlar “kaht-i ricalin” bir ülkeye verebileceği zararı yabancı ordular veremez demişler ve buna “devlet boşluğu” adını vermişlerdi.

Bu savaşın adı ne ? İsrail’e göre “uluslararası terör” savaşı… Filistinli’lere göre “bağımsızlık” savaşı… Bizim açıklanmayan devlet görüşümüz de sanırım İsrail’in tutumuna  yakındır. Bu yüzden ne Filistin Halk oyunda ne da Arap ülkelerinde  zorlukla varlığını sürdüren ve sesi soluğu çıkmayan demokrat çevrelerde ne yazık ki, Ankara politikalarının  hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Var zannedenlerin hayalleri yakında ortaya çıkar…

Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir gün “bu kadar gazeteci karşına gelip resim çektiğinde sana gurur gelmiyor mu ? ” diye sormuştum. “Allahıma sığınıyorum, gelmiyor…” demişti. Tayyip bey anlaşılan şimdi de “Allahına sığınarak” savaşı sona erdirmeye çalışıyor…

Haydi hayırlısı.

Bu yazı Günün Çilesi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • “Kaht-ı Rical” tesbitinize katılmamak elde değil. Ancak var olanların arasında, birşeyler için mücadele ediyor görünenlere de, şu çaresiz görünen zamanda bir şey demek şahsen içimden gelmiyor Hocam. İsrail çoluk çocuk demeden insanları katledip bizler bir korku filmi edasıyla bunları internette veya televizyonda çaresizce seyrederken, birilerinin bizim adımıza koşturuyor görünmesi içimizdeki o kalan minik ümidi besliyor. Keşke işinin ehli insanlarımız bu işe tam manasıyla el atsa, şu zulme kuvvetli bir ses verebilsek…

  • Meydancı

    Sayın Üstad, düşünce ufkumuzu açan görüşlerinize bir kez daha müteşekkiriz. Ömrünüze bereket. Bizi baskınlarında işbirliği yapmadığımız için paylayan kuvvetler, arabuluculuk görevlerini de bizim üstlenmemizi teşvik ediyorlar. Lakin bir laf vardır, güçlü ile güçsüzün kavgasında tarafsız kalmak, güçlünün tarafını tutmak demektir. Öte yandan, bu devletin mevcut pilotlarının türbulansa girmesi ülkenin bir yarım asrı sarsıntı ve irtifa kaybıyla geçirmesine yol açtı. Kolay da düzelmeyeceğe benzer. Bu noktada, iyi adamlar polikitaya meyil etmiyorlarken, edenler de şu veya bu şekilde yıldırılıp caydırılırken, doğru taşlari yerli yerine nasıl oturtacağız. Kaht-i Rical deyiminin mucitleri bu işin ilacını da bulmuşlar mı ki? Saygı ve Selamlarımla,

  • Osmanlı’yı tarih sahnesinden silen “kaht-ı rical”in ilacı Türkiye Cumhuriyeti ve onun muhteşem başlangıç kadrosu’ydu, ne yazık ki Gâzî’nin ölümü ile sona erdi. Yine “kaht-i rical” başladı. Bunun da bir sonu olur…Bir ilaç bulunabilir. Belki Namık Kenal’in “millette ümit ettiği feyz” e sıra gelebilir.