Kim yazdırır bilinmez

kalem1cj0pm81.jpg

Şaire şiiri kim yazdırır ? bilinmez.
Şiir âlemde kimi azdırır ? bilinmez.
Münkire mezarı kim kazdırır ? bilinmez 
Bilinmeyen çok şey var şu şanlı dünyada
Zâlimi şiir neden kızdırır bilinmez

Bu yazı Günün Çilesi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • Ayine-i Aşk

    Bilinmeyeni bilmeye talib olmak içün; ehl-i kalb olmak gerek
    Bilinenleri bilmek içün; evvel kendin bilmek gerek

  • Delf tapınağının üzerine yazdılar: “kendini bil…” insanın yeryüzündeki macerasına yön vermeye soyunan her uygarlık aynı teraneyi tutturdu. Veya böyle bir niyeti olana “uygarlık” dediler. Her neyse… Ne var ki, bu “kendini bil” bilgisi ne zor bilgiymiş… acaba ne etmeli ? sayın Ayine-i Aşk. O size taan eden yorumcuya da gerekli cevabı vermediniz… Yorumcular kendi aralarında konuşmamalı dedik ama, gerektiğinde bu kuralı aralayabiliriz. Zaten kurallar gelişmeden edemez, bilirsiniz değil mi ?

  • Ayine-i Aşk

    Efendim; evvelce diyeceğim fikrini aktarma ve anlatma derdinde olmayanlar muhatabımız olamazlar, olmamalılar. Pencereler ayrıdır, herkes kendi ayinesine göre görür ve bilir. Elbette farklı fikirlere açık olunmalıdır. Derdini anlatamamaktan, anlaşılamamaktan bizar olanlara da amenna. Amma derdi fikri sataşmaktan öte olmayanlara, üslubunda edebiyat derdine düşmüşlere, sözünün manasını içindeki hezeyanlara esir edenlere muhatablık edeb-i üslubumuzu bozar. Farklı fikirde olmak ve fikrini beyan etmek başkadır, fikre sataşmak başka.
    Gönül ustası olmayınca söz ustası olunmuyor sırrının takdire şayan Üstadı Mehmet Akif’ce; edebsizliğin başladığı yerde edebiyat biter. Üslub ve mana edebtir. Üslubunu, fikrini savunmaktan ziyade fikirlere sataşmak olarak kullanan üslublara üslubunca cevab vermeye çalışmışızdır. Bu cevab üç noktaya dönüşmüş son olarakta son noktayı koyup sükutu tercih etmişizdir.
    Biz ayineyiz; kimi aşka kimi Hakk’ka kimi hakikata. Kabul edip aynamıza bakanlarla aynamızla konuşanlarla ehl-i dil oluruz. Kabul görmeyenlere de eyvallah. Ama sataşanlara sükuttan ötemiz olmaz; tek bir kelam zayi edilmez.
    Üslubunda edebiyat eyleyip mananın değerini, içini boşaltanlara içim birşey demek ister. “Kendini defineye malik zanneden viraneler var”. Taan eyleyen evvel kendinle çekişir.
    Çare göstermeyen münekkidin tenkide hakkı yoktur. Tenkidi, çaresizce fikirlere sataşmak olarak icra edenleri haksızlığında hak iddia edenler olarak görürüz. Hakk’ka havale ederiz.
    İşte şimdi bütün bunların üstüne kendini bilmek gerek manası ne uygun düşüyor.
    Evvel kendin bilmek gerek, bu teraneyi bu ahenki kainatı ayakta tutan nağme-i hakikat bilmek gerek.
    Kendini bilmek. EVVEL; kendini ihsan edeni bilmek, kendini bilmek kendinle birlikte alemi bilinenleri bilmek, kendini bilmek haddini bilmek, kendini bilmek manayı ve elbisesi olan üslubu bilmek, kendini bilmek tarifden aciz olmamak analatabilmek.
    AHİRDE; kendini bilmek kendinden geçmek, öteleri görmek ötelerdekine ermek…
    Zor işler hasılı kelam. Zor amma lazım işler.
    Rahman inayetiyle bildirsin cümleye bilinecekleri inş, erdirsin cümle gönülleri birbirine.