Yanlışlık Ebedi olamaz

karncalarnkulaneredebx5.jpg

Küçükken bahçede tek kol yürüyen karıncaların önüne küçük küçük taşlar koyar seyrederdim. Karıncalar asla şaşırmaz  bu taşları buraya kim koydu ? ” demez, hiç hız kesmez,  taşların üzerinden atlayarak yollarına devam ederlerdi

Dünya son yüzyılda bir bâdire atlattı….Gezegende yirmi yıl arayla iki büyük savaş yaşandı. Bu savaşlarda Yeryüzü küresinde varlık sürdüren  tüm insan cinsleri, birbirleri ile savaşa tutuştular. Batılı’lar Doğulu’larla, Doğulu’lar Batılı’larla, Kuzeyli’ler Güneyliler’le, Güneyli’ler Kuzeyli’lerle kıyasıya savaştı. Toplar, tüfekler yetmedi, yeni silahlar bulundu, kütlesel, kimyasal, fiziksel, bilimsel… Karadan denize, denizden karaya, karadan havaya, havadan karaya çok çeşitli, çok yöntemli, çok gelişmiş, dehâ mahsulü, akıl almaz, dehşetli silahlar

İnsanlar bu silahlarla döğüştüler. Aşil’inm mızrağı, makinalı tüfeğe, Golyat’în topuzu atom bombasına dönüştü. Gittikçe daha öldürücü silahlar bulundu, yer altına bombalar döşendi, denizlere mayınlar salındı. Gelenek sürerse gelecekte uzay’a da  silah asılacak. Bombalar yıldızlı göklerden geceleri zamansız yağacak. Dünya son iki yüz yılda cehennemdeki “gayya kuyusunu” gölgede bıraktı. İnsanlar “bu ölüm çukurunda” barbarlıkta yırtıcı hayvanları geçtiler. Onlar açken avlarına saldırırlardı, bunlar toklukta da birbirlerini parçaladılar. Neydi bu hırs ? neydi bu azgınlık ? amaçları neydi insanların ?. Yeryüzü çok mu dolmuştu ? herkese yetecek kadar toprak, hava, su, yiyecek yok muydu ? Anlaşılmıyor.  

Birinci ve ikinci dünya savaşlarının öncesi de var. Manzaraya göre insanoğlu tarih boyunca hep birbiri ile savaşmış. Savaş yaşamın bir başka şekli olmuş. Konuşmalar yavaşlayıp anlaşmalar tıkanınca başlamışlar döğüşmeye… Döğüşler gelişmiş, insanlar konuşma sanatı geliştireceklerine döğüş sanatı geliştirmişler. Geçen yüzyılın tanınmış Alman Savaş filozofu Karl von Clausewitz, lafın bittiği yerde silah konuşur, anlamında  “savaş politikanın devamıdır” demiş ve sadece orduların savaştığı yüzyılların aksine, halkları da ateş hattına sürerek “Topyekün savaş” doktrinini icat etmiş. Adamın “Der Griege:Savaş üzerine” başlıklı kitabı hâlâ askerî okullarda okunuyor. Özellikle “West Point”te… Irak’ı kan denizine çeviren Amerikan generalleri bu sanatı onun kitabından pek başarılı biçimde öğrenmiş olmalılar.

Bütün  bunlardan çıkan sonuç şudur ki, yaşlı dünyayı son iki yüz yıldır generaller yönetiyor. Önce Allah’ın sonra onların dediği oluyor. Veya tersi, neyse… İnsanlığın bu kadersiz çağında savaş ve militarizm geleneğinin yeniden zirveye çıkması ve yüzyılların ürünü mağrur demokrasinin bu yarışta balonu kaçan çocuk gibi semalara bakakalması, şu anda bu kürenin üzerinde yaşayan ademoğulları için pek de hayırlı olmamıştır.

Savaşları kazanan generaller sosyal hayatı da düzene sokmaya heveslendiler. Uzun yılların deneyimi ile bir düdük çalarak askerleri hizaya getirmeye alıştıklarına aynı yöntemi toplumlara da uygulamak istediler. Dünya bir baştan sona kadar asker politikacıların elinde  kaldı. Almanya Hitler’den, İtalya Musolini’den, Fransa deGaulle’den çabuk kurtuldu. Ancak sivil yönetim geliştiremeyen pek çok  ülke aynı şansa ulaşamadı. Başını generallerden kurtaramayan ülkelerde Askerler hukuğa, yönetime  ve ekonomiye de karıştılar. Tarihi bile çarpıtarak gelecek nesillere yanlış bilgiler miras bıraktılar. Kendi sınıflarından hukukçular, yöneticiler, sosyologlar, tarihçiler, bilim adamları yetiştirdiler. Darılmasınlar ama pek gülünç oldular.

Zira toplumlar karıncalar gibi yollarına devam ediyorlar. Bu eşyanın tabiyatıdır. Toplumlara kimse engel çıkaramaz. Onların önüne kimse taş koyamaz. Onların yaşamları “layûsel:Dokunulmazdır” Yaradılış sırrı her şeyin doğrusunu bulur. Siz gidersiniz, meydan doğrulara kalır. Yanlışlık ebedi olamaz.   

Bu yazı Günün Çilesi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • Meydancı

    Futuvvet sahipleri yanlışta ısrar etmezler, hatadan dönmesini bilirler. Darısı cümlenin başına inşallah. Hocam savaş yanlılarının savaşmakta haklı gerekçeleri var mıdır. Barış için savaş gerektiğine inanıyorlar bu hak mıdır. Devlet’in bekası için şehzadelerinin kelleleri vurulmuş bir neslin devamıyız. Bu taşları yerlerine oturtamadan göçüp gidecegiz vesselam. Bir halk savaşta birlik oluyorken barışta ayrılıyor yollar. Ne zaman içerde huzursuzluk dar boğaz baş gösterse Alabama’lılar, Dallaslilar, Washington’lular cephe açıyorlar Dogu’da, birden Doğunun ortasına demokrasi getirmek geliyor kendi sokma akıllarina. Savaşta edindikleri itibar ve iltifattan barışta vazgeçmeleri gerektiğini gücün büyüsüne kapılmamaları gerektiğini nasıl anlatacagiz bizim güç sahiplerine. Demokrasi mi vicdan mi yasalar mı açacak bu yolu? Hürmetlerimle

  • AHMET ISPARTA

    Meydancıya,

    “Savaşta edindikleri itibar ve iltifattan barışta vazgeçmeleri gerektiğini, gücün büyüsüne kapılmamaları gerektiğini nasıl anlatacagiz bizim güç sahiplerine?” cümlenizdeki dikkatiniz, bana Peygamber Efendimizin Mekke’yi fethettikten sonra şehre girerken takındığı mütevazi tavrı hatırlattı. Devesinin üzerinde başı o kadar öne eğikmiş ki, neredeyse eyerine değecekmiş. Bu halin, zaferi kendinden bilmekle Allahtan bilmek arasındaki farktan kaynaklandığını söylüyor büyüklerimiz. Biz galiba daima “iyilik bizden, kötülük Allahtan” diyoruz…

  • Sürçü lisan oldu sayın Isparta, “Allahtan kötülük” cümlesinde arıza var… Tekrarından dahi mütehaşşî’yim. Biliyorum, bu bir fikir tartışması ama böyle bir cümle beni ürpertiyor. Nutkunuza mürüvvet, lütfen, merhameten düzeltiniz. Özbek şeyhi Necmeddin’in on altı yaşındaki kızı apandisitten ölünce, Üsküdarlı Nafiz Amca, sokakta kendini yerlere atarak döğünen Şeyhin yüzüne karşı Amentü’ deki “Hayrihi ve şerrihi…” cümlesini değiştirip “hayrihi ve hayrihi…” diye haykırmıştı. Özür dilerim

  • Meydancı

    Bizim hayır sandığımızda şer, şer sandığımızda hayır vardır. Bizim bu deyişlerimizde dilimiz sürçer ise önce Hak’tan af istiğfar merhamet sonra meydan sahibinden özür dileriz. Selam olsun gönül dostlarına. Rahmet olsun müteveffa şeyh efendiye, ciğerparesi kızcağızına. Allah kalplerdekini bilendir, rahmet ve selameti üzerimize olsun…

  • AHMET ISPARTA

    Efendim,

    Müsebbibü’l esbâba işaret etmek isterken ifâdeyi denk düşüremedim. Meydancı’nın duasına iştirâk ediyorum. Allah “Hakk’ı Hakk, bâtılı da bâtılı olarak görmeyi” nasib etsin. Sürç-i lisân ettik affola..