Şeref Madalyası’nın fiyatı

anuh00005.jpg                                               

Osmanlı sultanları  içinde sarayından çıkarak bir başka ülkenin davetine giden ilk padişah bu  sülalenin 33. hükümdarı Sultan Abdülmecit’tir.

Abdülmecit ölümünden iki yıl önce, otuz altı yaşındayken Şubat 1856’da İngiliz büyükelçisi Lord Stratfort Canning’in Beyoğu’nda İngiliz Sarayında verdiği baloyu şereflendirerek bir ilki gerçekleştirmiştir. Abdülmecit, kendi muhafız alayını Galatasaray meydanında bırakıp elçiliğin kapısında mızraklı İngiliz tören suvarilerine teslim olmuş ve bu görülmemiş töreni izleyen İstanbullu’ların hayret bakışları altında maiyeti ile birlikte İngiltere büyükelçiliği binasına girmiştir.

Yazar Mustafa Armağan internet gazetesinde, mükemmel bir araştırmayla, devrinde yazılmış iç-dış kaynaklara dayanarak bu konuda şu bilgiyi veriyor :

İngiliz mızraklı atlıları Abdülmecid Hanı karşılamak üzere dış kapıya doğru seyirtiyorlar. Ortalarında Sultanın arabası olduğu halde geri döndüklerinde, Sultan eşiğe basınca, İngiliz donanmasının bataryalarına bağlı bir elektrik teli ile harekete geçen toplar kırk bir pare selam atışına başlıyor. öbür yanda saray bandosu “God Save The Queen” marşını çalıyor. Türkiye tarihinde ilk defa olarak bir Sultan bir Hıristiyan Elçisinin misafiri oluyor. Lady Stratford bir kostümlü balo vermektedir ve Sultan, huzuruyla bu baloyu şereflendirmektedir.” 

Devir savaşlar, çatışmalar, uluslar arası muahedeler, verilen fakat tutulmayan sözler, yeni başlayan hürriyet ve özgürlük türküleri, öğrenci başkaldırmaları, değişen, başkalaşan, eski kalıplarını yırtan yeni ihtiyaçlara yönelen bir toplum düzeni. Karmakarışık bir görünüm. Osmanlı milletinin tüm fersûde değerleri  yıkılmış veya yıkılmakta, yeniler henüz ufukta görülmüyor. 

 Baş döndürücü bir hız kazanan çağdaş uluslar arası yaşam, klasik Osmanlı topluluğunu, Saray ve çevresini, bürokrasi ve devlet düzenini eski köklü aileleri  ve konakları alabildiğine sarsmakta. Din, İbadet, cami, okul, medrese, eğitim baş aşağı gitmiş. Sokaklar şeytan dolu…  Borsalar, bankerler, tefeciler, halkı soyanlar, banka kuranlar, dolandırıcılar, siyasi, ekonomik sosyal her türlü casuslar, ajanlar, hainler, hilkat garibesi çeşit çeşit yaratıklar… Güven, saygı, itimat, inanç çökmüş. İnsanlar inandıklarına göre değil, yaşadıklarına göre inanıyorlar. Bir başlangıç ki serpintileri ülkemizde hâlâ sürüyor. 

Bu ortamda yüce bir hükümdarın İngiliz balosuna gitmesi fazla yadırganmıyor. Sonuçta  O hükümdarın yüceliği değil, cüceliği konuşuluyor. Olay  aydın çevrede uzun süre tartışılıyor… Devletin ve Hükümdarın hâlâ şeref taşıdığına inananlar, Padişahı kınıyorlar, inanmayanlar alkışlıyor ve “Devletin çıkarı uğruna yapmıştır, helâl olsun…”diyorlar. Haysiyetsiz insanlarla, haysiyetli insanlar ve  onursuz insanlarla, onurlu insanlar bu hadise üzerinde tepinip duruyorlar. İtiş-kakış Kırım Harbi sonrasının ateşli tartışmaları içinde unutuluyor. Başka konulara geçiliyor.  

Osmanlı savaşlarda yıkılıyor, Yüz binlerce şehit bir o kadar gâzi ile birkaç nesil harp meydanlarında fedai can ediyor. Ulus ihanete uğruyor. Osmanlı’nın Müslüman uyrukları arasında düşmanla iş birliği yapan hain topluluklara  rastlanıyor.   

Aradan 150 yıl geçiyor. bu topraklarda yeni ve şerefli bir devlet doğuyor. Bu devletin Cumhurbaşkanı; son savaşta, o zaman Osmanlı coğrafyası içinde bulunan Mekke’yi müdaffa eden Fahreddin Paşa komutasındaki Osmanlı Halife’sinin askerlerine karşı İngilizlerle bir olup silah çeken bir ulusun şimdiki kralını Ankara’da kaldığı otelde ziyaret ediyor. Ona Devlet Şeref Madalyası veriyor Aslında o Madalyayı kralın boynuna değil, 1,5 trilyonluk petrol servetine takıyor… Etrafa gülücükler dağıtarak… Böylece Ülkeyi kendilerine teslim ettiğimiz siyasilerin Devletin “Şeref Madalyası” na biçtikleri fiyat da ortaya çıkıyor. 

 Otelde Devlet töreni yapılırken, Köşkten çıkarak otele giden Başkanın şerefine acaba 150 yıl önce Sultan Abdülmecid’in onuruna, limandaki  İngiliz gemilerinden atıldığı gibi, Ankara kalesinden  toplar atıldı mı ?  

Devletin Şeref Madalyası yine yerinde duruyor ve şerefini koruyor. Ancak onu orada, o otelde tutan eller o Madalyaya yakışmıyor… Ankara’ya gidip kirlenen Madalyayı kezzapla yıkamalı.

Bu yazı Baş Yazı kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • Başar

    Efendim tashih manasına degil lakin ; Sultan Abdülmecit merhum 33. değil 31. Padşahdır.1823 doğumludur ve 1856’da 36 değil 33 yaşındadır.Görünen resim III. Selim’in tasviridir Abdülmecid’in resmi konulabilirdi.
    Abdümecid’in İngiltere Sefarethanesini ziyareti balo münasebetiylede olsa, İngiltere toprağına ayak bastığı kabul edilerek , ziyaret-i Hümayun resmi addedilmiş ve toplar atılmıştır.Sayın Cumhurbaşkanımızın Majesteleri Kral Hazretlerini ziyareti ise ,Suudi Büyükelçiliği yerine otelde vuku bulduğu için gayr-i resmidir.Topa hacet kalmamıştır.
    Majestelerine takdim edilen “Devlet Şeref Madalyası” na mukabele olarak Kralın lutfettikleri Suudi Nişanı Sayın Başbakanımıza takdim edilmiştir.Halbuki Majestelerinin protokol olarak dengi Sayın Cumhurbaşkanımızdır.Bu münasebetle şerefli madalyamızın bir değil iki kere kezzaba tutulması ivap eder.
    4. ve 5. paragraflarda bahs edilen kargaşa ve çılgınlık bendenze günümüzü hatırlattı.Tarih tekerrürmü ediyor nedir ! Baki Selam.

  • dr.abdullah

    kral da bizim madalyaya hayransı sanki.allah bilir yüzüne bile bakmamıştır.adam zengin…napıcak bizim” ŞEREF MADALYASI”nı?

  • Sayın Serhat Başar

    Ben tarih yazarı değil, yeri geldiğinde tarihî olayları yazılarında kullanan bir güncel yazarım. Yanlışlarımı düzeltin ama neyi, ne için kullandığıma karışmayın. Burası tarih doktorası yapılacak yer değildir. Sultan Abdülmecid’in resmini III. Selimle karıştıracak kişi ben değilim. O resmi oraya III. Selim diye koymadım. Bulutların içinden çıkan efsanevi bir hükümdar imajı diye alegorik bir resim olarak kullandım. Toplarla kutlanan bir devlet merasimi ile otelde gerçekleştirilen sıra dışı bir ziyaretin farkını da bilirim. Kabul edilemez bir protokol rezaletini acizâne kendi tarzımda anlattım. O benzetmeleri Savaşta düşmanla bir olup Müslüman Türk askerini sırtından vuran sefil bir hükümdarın tarihsel suçunu, şehit kanları adına yüzüne vurup öç almayı denedim. O işi, adı geçen kralın değil Lawrence tarafından kandırılan Şerif Hüseyin’in yaptığını da biliyorum. Değerli düzeltmelerinize devam edin ama sınıra riayet lütfen… saygılarımla.

    Syn Abdullah Uysal

    Medalyanın maddi değeri değil konuşulan… Selam