Günlerin Geleceği var

taha_yasin.jpg

Taha Yasin

Bağdat‘ta iki senede 300 bin kişiyi öldürenler 148 kişinin ölümüne neden olan Taha Yasin Ramazan‘ı ölüme mahkum ettiler. Bir idam mahkumunun ruh halini merak edenlerin, Taha Yasin‘in mahkemede “Allah biliyor… hiçbir kötü iş yapmadım…” dediği an, saptanan görüntüde, gözlerinin içine bakmalarını tavsiye ederim. Yeryüzünde hiçbir yaşayan canlının, diğer bir canlıya böyle bir zulüm yapmaya hakkı yoktur. Hayvanat bile bu derecede gaddar olamaz. Şu hayal âleminde kim kimin hayatını söndürmeye yetkilidir ki…

Siz kamu görevi yapan, suçlu veya suçsuz bir insana, bu gün ceza verebilirsiniz ama o ceza bu gün için olur. bunun bir de “yarını” var. Suç görecelidir.Siyasette bir devrin suçlusu, bir başka devrin suçsuzu, bir devrin suçsuzu, bir başka devrin suçlusu’dur   Suçlu “insan” yok, suçlu “devir” vardır. Neye yarar ki devirleri insanlar çekip çevirdiği için, suçlar yeryüzünde salınan insan bedenlerinde odaklaşıyor. Devirlerin suçu insanlara yükleniyor. Devrin suçu insan aynasında yansıyor. Devri yakalayıp suçlayamadığınıza göre, birini yakalayıp toplumun suçunu onun boynuna asıyorsunuz. Bu siyasettir. Siyaset kendi suçunu başkasına yükleme san’atıdır.

Benim bir asker arkadaşım vardı: Duray Akpınar. Duray‘ın babası yargıç’tı. Üsküdar adliyesinden emekli oldu. Bin dokuz yüz altmış bir senesinde bir akşam eve gelmiş… Yüzü asıkmış – Ne oldu baba…demişler… – Hiç …demiş, bir süre konuşmamış, sonra yavaş yavaş açılmış -Beni Yassıada mahkemesine seçmişler… demiş. Eve bir neş’e yayılmış – İyi ya baba bundan büyük şeref olur mu ? demişler. O günlerin şerefi oymuş… Babanın suratı değişmemiş… Hep somurtuyormuş, evi bir sessizlik dalgası daha dolaşmış, sonra rahmetli ağır ceza reisi değerli insan Eleşkirt’li Cevdet Akpınar şunları söylemiş : “Bakın evlatlarım fazla sevinmeyin, ben şimdi bu mahkemeye üye olurum. Gün gelir iddianameler, duruşmalar biter, Celal Bayar’ı Adnan Menderes’i daha bilmem kimleri mahkum eder asarız… Aradan yıllar geçer, sonra o mahkûmların cenazelerini mezarlarından çıkarırlar, top arabasına koyarlar, devlet töreniyle getirir İstanbul’da Vatan Caddesinde yeniden gömerler, üzerlerine anıt mezar yaparlar, her yıl devlet adamları gelir o mezarlara çiçek koyarlar. İşte o günde ben aileme şerefsiz bir isim bırakmış olurum… Bu görevi kabul etmiyorum…” Duray diyor ki: “Babam bunları söyledikten sonra hepimiz donduk kaldık. Kimsede laf söyleyecek mecal kalmadı. Babam otuz yıl sonrasını pencereden bakar gibi görmüş ve bize söylemişti. Dedikleri aynen çıktı. Devrin başbakanı Menderes’i Yassıada’da astılar, otuz yıl sonra mezarından çıkarıp top arabasına koydular, Vatan Caddesinde yeniden gömdüler Üzerine anıt mezar yaptılar. Babam artık hayatta değildi, keşke olsaydı da görseydi. O mahkemenin başkanı Salim Başol, savcısı Necdet Egesel ve Yassıada Kumandanı Tarık Güryay’ın çocuklarına bıraktıkları isimler gibi bir ismi, bıze bırakmayan büyük insan babama,Tanrıdan sonsuz rahmet dilerim…”  

Yüz binlerle ölüyü ve insan kanını Irak topraklarına saçtıktan sonra şaibeli bir mahkeme kurup işgalci güçlerin zorladığı uydurma   yasalarla insan asmanın da bir cezası olmalıdır. Bu gün veya yarın o ceza haksız olanların boynuna mutlaka dolanır. Akıllı insanlar olacakları herkesten önce bilirler. Saddam’ın, Taha Yasin’in bir gün mezarından çıkarılıp Bağdad‘ın orta yerinde anıt mezarlara gömülmeyeceğini kim iddia edebilir ?   Bu ülkede siyaset ölü eliyle mezarlarda oluşuyor.   Bunun için hakim Cevdet olmak da gerekmez… Artık bu işler öylesine ayan     beyan ki… Geleceği bu günden gazete havadisi gibi yazabilirsiniz.

İnsanları değil, devirleri suçlayıp asmanın bir yolunu bulmalı… Irak‘ı yeryüzünün kan çanağına çeviren ABD yönetimi ve ona belâdan uzak durmak için “vizyonumuz aynı” diyerek iştirak eden Türk yönetimini Tarih, yedi asır önce aynı ülkede altı milyon insanı telef eden Moğol kumandanı Hülagû gibi mahkûm edecektir. Kuşkusuz… Arada hiçbir fark yok… Buradayız. Bekleriz.

Bu yazı Baş Yazı kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • Dear Nezih Bey

    This is Ben writing to you from Massachusetts. I hope you are well? I want to ask you a favour. I am working on a documentary film about my father John Bennett, and naturally I am including some pieces about his time in Turkey. I want to ask you if you woudl agree to be interviewed on video, when we come to Turkey? Please let me know if this is agreeable to you. Best wishes to you – Ben

  • Of course, to help you and the precious memory of your Father, is my duty, but where are you in so many long time ? Whay you didn’t remamber me…? How are you ? how is your family,Penelope and yours childrens ? I vant to contact you. My greetings. Uzel