Tarihi sulandırma görevi

sultangaliyev0011.jpg

Mir Sait Sultan Galiyev 

Ne birinin, ne diğerinin, ne de üçüncüsünün, saatlerce anlatmaya çalıştıkları konuda dişe dokunur bilgileri var. Bir takım dedikoduları tarih diye, dinleyenlere yutturma sevdası taşıyorlar. Biri tarihe soyunmuş, kaynak yoksulu biçare bir gazeteci, diğeri uzun zaman gazete yöneticiliği yapmış, adının başına rozet gibi bir de “Doç. Dr.” Sıfatı eklemiş bir köhne bilimsel… Üçüncüsü rahmetli olmuş…O’na dokunulmaz.

Konumuz mir Sait Sultan Galiyev: Kazan Tatarlarından. Yüzyılın başında yetişmiş. Gençliğinde, Osmanlı‘da “Jön Türkler” denen siyasî grubun Orta Asya versiyonu. Oradaki isimleri “Ceditçi” Bir zamanlar Çarlık Rusya‘sını yıkarak yerine, bu gün Dünya sahnesinde yer almayan   Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğini kuran kadro‘nun içinde… Rusların arasında Rus olmayan tek adam. Kazan üniversitesinden Lenin‘in sıra arkadaşı. Stalin‘le sonradan tanışmış… Her üçü de yaşlı Dünya‘ya yeni bir nizam vermek için yola çıkmışlar… Bakın sonra neler olmuş…

Rusya‘da Bolşevik isimli Rus silahşörler Müslümanlarla birleşip çar II.Nikola ve sınıfını devirmişler. Bir iç savaş olmuş. Bu savaşta ideoloji olarak Almanya’da Karl Marx’ın çıkardığı “Komunizm“i benimseyen Ruslarla,   o ideolojiyi dinlerinin evrenselliğiyle özdeş sayan Müslümanlar, çar yanlısı Kolçak ve Varangel ordularına karşı birlikte döğüşmüşler. Savaş kazanılmış, Rusya, içlerinde Müslüman Orta Asya halklarının da bulunduğu onbeş sosyalist devletten oluşan büyük bir birliğe dönüşmüş. Ancak bu devleti kuran Lenin‘i saf dışı ederek başa geçen gürcü asıllı Josef Stalin, zamanla Rus‘tan başkasına güvenmez olmuş. 1938’den sonra başlayan ve arka arkaya gelen etnik temizlik dalgaları ile tarihin en vahşi devlet terörünü uygulamış. Rusya‘yı kan gölüne çevirmiş. 1953’te öldüğünde Rusya‘nın 180 milyon olması gereken nufusunun 167 milyon olduğu söyleniyor. 13 milyon insan öldürmüş.

Sultan Galiyev,   birlikte Çar‘ı devirdiği Rus yoldaşlarının, evrensel “komünist” idealini kanlı bir sınıfsal hesaplaşmaya ve gaddar bir diktatörlüğe çevireceklerini ilk farkedenlerden biri olmuş. Ön tedbir olarak Müslümanlardan bir ordu kurmuş, İdil-Ural alanında Turan adı ile bir devlet düşünmüş, bu devlet iki yıl yaşamış, ancak Galiyev en yakınlarının ihanetine uğramış, sonunda Stalin‘in pençesine düşmüş. İdeoloji sıfırlanmış. Sultan Galiyev siyasal sahneden ve Lavrenti Beria’nın kurşunları ile 1940’ta hayattan çekilmiş.

Kırımlı İsmail Gaspirinski‘ye kadar uzanan “Ceditçi” temelli Orta Asya siyasal akımının en güzide isimlerinden olan Sultan Galiyev’in siyasî mücadelesinin üç ana bölümü vardır:

1)  Çarlık Rusya‘sının tasfiyesi, iç savaş yılları

2)  Rusya‘da Komünizmin kuruluşu, milliyetler halk komiserliği, Turan Devleti

3)  Sömürgeler enternasyonali ve Batı uygarlığının tenkidi.

Birinci bölüm başı ve sonuyla tarih olmuş bir dönemdir. İkinci bölüm Sultan Galiyev’in teşkilatçılığı ve “Milliyetler halk komiserliği” görevi ile tüm orta Asya Müslümanları tarafından tanınması ve Turan devleti denemesidir.   Üçüncü bölüm ise Sultan Galiyev‘in bu gün de geçerli olan en önemli yanıdır. Büyük adamın kuramsal dehası, bu bölümde kendini göstermektedir.

Galiyev diyor ki: “Günümüzde Almanya‘da, İngiltere‘de veya Fransa‘da bir devrimle işçi sınıfı iktidara gelse, orada devleti ele geçiren proleterya gelip yine bizi sömürecektir. Zira ham madde kaynakları bizde… Bu yüzden dünyanın tüm ezilen ulusları bir “sömürgeler enternasyonali kurmalıdır…”

Galiyev Batı dünyasını acımasızca eleştirirken şunları söylüyor… “Sizin hayran olduğunuz Newyork‘un Şikago‘nun o muhteşem gökdelenlerinin altında hâlâ yıktığınız kızılderili evlerinin dumanları tütüyor… ” Ve Sultan Galiyev bu konuda şimdiye kadar hiç kimsenin dile getirmediği şu gerçeği haykırıyor: ” Amerika‘da üç büyük medeniyeti yok ederek kendi burjuva kültürlerini kurdular… Avrupa‘nın deniz eşkiyalarına Amerika‘nın   yolunu gösteren Christof Colomb’tur

Galiyevciler çok kısa süren Turan devletini yönetirken “Bizim materyalist görüşlerimiz Marx ve Lenin’e dayanmaz biz Türk-Moğol halklarının ortak maddeci tavırlarından yola çıkıyoruz” demişlerdi. 80’li yıllarda Sultan Galiyev ve Orta Asya hakkında çok değerli bir araşırma ortaya koyan, benim de yirmi altı yıl önce fransızcadan çevirdiğim eserinde yazar Alexandr Bennigsen buna karşı sunu söylüyor: Cengiz Han’a kadar uzanan bu maddeci görüşlerden şimdiye kadar haberimiz yoktu…”

İşin özü budur. Ama ne TV’de Galiyev hakkında program yapıp yayınlatan Avni Özgürel ve ne de Doç.Dr. Halit Kakınç‘ın işin bu yönlerinden haberleri olmadığı anlaşılıyor veya çömleğinden beslendikleri egemen sınıfın sistemi zarar görmesin diye bazı konuları kasten saklıyorlar… Ağa babaları   Amerika’da otururken hiç onlara “eşkıya” dedirtirler mi…?

Çıkmışlar ekranlara kellim kellim layemfa… Malkara Keşan, hoppala paşam… Bocurlunun bocurlusu, gıcırlının gıcırlısı, Ham hum şaralop, Tarihi sulandırıyorlar… Haydi be… siz evinize gidin.

Bu yazı Baş Yazı kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • caner

    Sözünü ettiğiniz programı ben de dün akşam seyretme imkanı buldum. Tabi olayları sizin gibi değerlendirecek bilgiye sahip değilim ama bana da garip gelen bazı noktalar oldu.

    Mesela program Sait Sultan Galiyev ne düşünüyordu dan ziyade Lenin ve Stalin Galiyev hakkında ne düşünüyordu ve O’ nu nasıl engellediler, sanki bunu anlatmaya çalışır gibiydi.

    Bence olayların kahramanlarından ziyade bölgedeki siyasal düşünceler tartışılsaydı ve şu anda ki durumla karşılaştırılsaydı daha uygun olurdu gibime geliyor.

    Programı seyrettikten sonra bende Galiyev hakkında “elinden şekeri alınmış bir çocuk” izlenimi uyandı. Belkide böyle sunulduğu içindir.

  • Herkes tarihe kendi penceresinden bakıyor, olayların neresi hoşlarına giderse onu anlatıyorlar. Konuşulan tarih değil, güncel tercihlerdir.Böylece asıl konular gölgede kalıyor.Geniş tabanlı ve mukayeseli bir tarih bilgisine kavuşmak kolay değildir. Ayrıca tarih geçmişten bu güne uzanan sorunları çözmeye yararsa değerli olur.Ben tarih araştırmalarında hep bu yolu seçtim.Eğlencelik hikayelerle yapılan tarihin kimseye faydası yoktur. Birbirinin tekrarı bilgiler de işe yaramaz, ya yeni birşeyler bulmalı ya susmalı… Keşke o yazarlar Sultan Galiyev’in sabahları kaçta kalktığını araştıracaklarına yazılarında ona benzemeye çalışsalardı. Acaba şu anda Türkiye’de veya Dünyada Galiyev kadar yürekli ve aynı konulara çekinmeden değinen bir kişi daha var mıdır ? Selam